25 Şubat 2013 Pazartesi

ANLAMINI YİTİRDİĞİMİZ HAYAT.


Sözlerime Kelamların en güzeliyle başlarım. Euzubillahimineşşeytanirracim. Bismillahirrahmanirrahim.
    Bu haftaki yazımın konusunu ne eşsiz bir değere sahip bir milletken, başka milletlere özenti ve benzemeyle ne kadar değersiz ve anlamını yitirmiş birer toplum haline geldiğimiz ile alakalı  irdelemeye çalıştığım yazıma ayırmak gereği duydum.
Bazen yorar insanı küçük şeyler; büyük sırlar vardır küçük şeylerin
içinde. Açıldıkça açılır, boyuna posuna bakmadan...
Bazen dinlendirir insanı uzaklar; uzaklığa bir yakınlığı vardır
gözlerin. Gözlerin olduğu kadar gönlün de...
Bazen durur tüm adımlar; adamların tembelliğinden değil, yolların
düşündürücülüğünden. Öyle çetrefillidir ki, susar ayaklar da kimi zaman...
Bazen sorar gözler, diller kabul etse bile. Maharet gözleri bile ikna
etmektir, güzel söz söylemek değil.
Bazen durur dünya, inecekler iner, sonra yoluna devam eder. Ne var
ki, herkes için o duruş anı farklıdır. Kimisi içinse hiç dönmez
dünya, ki o da apayrı mesele.
Bazen herşeyi bir mimik anlatır, bazen gözyaşı, bazen bir kelime. Ne
kadar da ağır gelir söylemek bazen bir kelime bile.
Bazen bir anı, bir ömür kokar. Bazen bir daha yaşayamayacağını
hisseder insan içinde bulunduğu ânı.
Bazen şair olur insan, mısra kuramaz. Bazen mısra kurar insan, şair
değildir. Bazen hiçbiridir, ne diyeceğini bilemeyen sıradan biridir işte...
Bazen yaşadığını daha çok hisseder insan, öleceğini unutur büsbütün.
Bazen yaşadığını tamamen unutur, hatta bazen her ikisini de.
Bir anı bir anına uymaz derler ya insan için, ya bütün anları
birbirinin aynı olsaydı. Bazen korkutmaz mı bu ihtimal insanı?
Bazen korkar insan gölgesinden. Gölgesinin şahsında kendisinden. Zira
kendi vücudu geçmiştir güneşin önüne. Kendi eseridir gölgesi.
Bazen susar insan, dudakları çatlar susuzluktan. Bazen susar insan,
söylenecek çok söz varken bile.
Bazen dolar insan, kimse anlamaz. Bazen herkes anlar,
kendisi kendisini anlamaz.
Yalnızdır bazen insan, öyle yalnız bakar ki dünyaya. Bazense hiç yalnız değildir,
nasıl baktığını bilirse.
Bazen büyük görür insan kendini, ne acizliktir! Bazen aciz görür, ne büyük bir görüş!
Bazen, 'bazen' değil, 'her zaman' demek gerek. Ama bilmek gerek, ne zaman?
Her  bazen'in bir zamanı vardır.

  
Her gün mümkün olduğu kadar erkenden olumlu bir şey söyle.
Mucizelere inan ama onlara bel bağlama.
Durum ne olursa olsun nezaketin sana zarar vermeyeceğini unutma.
Canın sıkkınken asla buzdolabını açma.
Geziden döndüğün gün harcamalarının bir listesini yap.
Bu güzel ülkede doğduğun için şükret.
Küçük şeyleri iyi yapmaktan kaynaklanan tatmin duygusunu yaşa.
Islanmak istemedikçe, elinde hortum tutan birine yaklaşma.
Bayram ziyaretlerinde ikram edilen çikolatayı asla reddetme.
Bir otomobil kazasında polisle ve sigorta şirketinden biriyle konuşmadan önce, hiç kimseyle kaza hakkında konuşma.
Hiç kimsenin seni ürkütmesine izin verme.
Mali durumunu bir kartal gibi gözle.
Sonuçta ne elde ettiğimizle değil ne verdiğimizle hüküm giyeceğimizi unutma.
Başkasının arabasında yolcuyken çalınan müzikten asla şikayet etme.
Elindeki kitabı bitir.
insanlara daima bahçeleri ve bebekleriyle ilgili iltifat et.
Fiyatta aldatılmanın kalitede aldatılmaktan daha iyi olduğunu unutma.
Her yıl çocuklarının okula başladığı ilk günü fotoğrafla.
Çocuklarının yaptığı her sporun kuralarını öğren.
Bir arkadaşın hakkında daha iyi söz duyduğunda bunu ona ilet.
Doğru olduğunu bildiğin şeyi yapmakta asla tereddüt etme.
Yolculuklarda yanına, ağzı kapanır torba ile not defteri al.
Dikkat çekmek için iş yapma, dikkat çekecek bir iş yap.
Bilgi ve deneyimlerini paylaş.
Konuşmalarında, davranışlarında ve hükümlerinde yardımsever ol.
Beklentilerin yüksek olduğu bir iş yerinde çalış.
Çocuklarının ve torunlarının seni adınla çağırmalarına izin verme.
iyi bir sözün kalıcı olduğunu unutma.
Çocuklarını kardeşleri ya da sınıf arkadaşlarıyla kıyaslama.
Şükranlarını ve övgülerini ifade ederken samimi ol.
Birisinin fotoğrafını çekmeden önce izin al.
Sivil örgütlere katıl.
Büyük bir felaket ihtimali yoksa bırak çocukların bildikleri gibi yapsın.
Yaptıkları hatalardan başarılarından öğrendiklerinden daha fazlasını öğrenecektir.
Çabuk affet.
Karına sık sık ne kadar güzel göründüğünü söyle.
Yıldönümü hediyesi olarak fişe takılması gereken bir şey asla verme.
Nerede olursan ol gece yarısından sonra pek de iyi şeyler olmadığını unutma.
Disiplin kelimesinin "öğretmek" anlamına geldiğini unutma.
Her başarının bir bedeli olduğunu unutma.
Bir fotoğraf makinesi hediye ederken içine filmini ve pilini koymayı unutma.
Çocuklarının önünde eşine asla kötü bir söz söyleme.
Başarılarının temelini başkalarının sırtına değil başkalarına hizmete inşa et.
Çocukların çoktan uyumuş olsa bile onlara iyi geceler öpücüğü ver.
Can sıkıntısını egzersiz yaparak dağıt.
Boğaza takılan bir şeyi çıkarma yöntemlerin öğren.
Terbiyeli bir çocuğun ebeveynine bu konuda iltifat et.
Yolculuk ederken cüzdan, otomobil anahtarları, gözlük ve ayakkabılarını yatağının çok yakınında tut.
Eleştirmekle geçirdiğin zamanın iki mislini övmeye ayır.
Hayal et.
Atılgan ol.
Birisi seni hayal kırıklığına uğrattığında ondan tamamen umut kesme.
Şirketinin parasını kendi paranı harcarken gösterdiğin dikkat ve temkinle harca.
Yaşamın büyük değişikliklerinin ender olarak önceden uyarı verdiklerini unutma.
Çocukların özürlü bir kimseyi asla küçümsememeyi öğret.
Yapman gerekeni bütün kalbinle yap.
Bu konuda konuşmak istemediklerini bilmediğin sürece insanlara kiloları hakkında asla bir yorum yapma.
Gazetenin ekonomi sayfasını düzenli bir şekilde oku.
Sevdiğin bir iş bul ve severek çalış.
Mali bilançonu düzenli bir biçimde tut.
Yolculukta temel ihtiyaçlarının listesini yap ve bavulunda tut.
Çocuklarının televizyon izleme süresini ve programlarını sınırla.
Saygınlığı popülerliğe tercih et kaliteyi lükse tercih et.
Zarafeti modaya tercih et.
Tek bir insanın ya da yalnızca bir düşüncenin hayatını değiştirmeye yeteceğini unutma.
Dertlerini arkadaşlarına ya da çalışma arkadaşlarına yükleme.
rada sırada, işini yavaşlatmalarına rağmen bırak çocukların sana yardım etsin.
Bir arkadaşına sürpriz bir parti düzenle.
Tatil için daima izin ayır.
Kendini geliştirme konusunda, her bulduğun fırsatı değerlendir.
Seni güldüren fıkra, yazı ve çizgi romanlardan oluşacak bir Tebessüm Dosyası aç.
Tekrar okumak isteyebileceğin makaleler için Tekrar Oku Dosyası aç.
Nasihata ihtiyacın olduğunda büyükannelerini ara.
Kızına da oğluna da yemek pişirmesini öğret.
Her terslikte saklı olabilecek iyi bir fırsatı ara.
Annen "pişman olacaksın" diyorsa, büyük ihtimalle pişman olacağını unutma.
Karının arkadaşlarını eleştirme.
Çocuklarını okula bırakırken ve okuldan alırken gecikme.
Hanımlar ayaktayken oturma.
Bir otomobil alırken ya da eve pahalı bir eşya alışverişi yaparken deneyimleri olsun diye çocuklarını da yanına al.
Ülkenin tarihini çok iyi bil.
Arada sırada, evde yapılan börek ya da kurabiyeleri büroya götür.
Bir çocukla voleybol oyna.
Şiir yaz.
Basketbol oyna.
Ayda bir kez senin işini senden daha iyi bilen birisini öğle yemeğine davet et.
Deneyimli insanları asla dikkate almamazlık etme.
Kartvizit koleksiyonuna her gün yeni bir isim eklemeye çalış.
Kullanmayacağın indirim kuponlarını, başkaları kullanabilsin diye, mağazada, o ürünlerin yanına bırak.
Büyüklerine saygılı ol.
Yabancı ülkelerde asla ülkeni eleştirme.
Sevdiğin insanlar ayrılırken otomobilleri gözden kaybolana kadar gözle.
Doğum gününde annene bir teşekkür kartı yolla.
.Kadınların ve çocukların yanında belden aşağı bir fıkra anlatma.
Her telefonun yanında kalem bulundur.
Yanlış numara çevirdiğinde telefonu özür dilemeden kapatma.
Haftada birkaç saatini işinle ve yaşam tarzınla hiç ilgisi olmayan dergileri okumaya ayır.
Başkalarından beklediğin yüksek standardı kendine de uygula.
Yoluna çıkan aksiliklerin, seni yüreğinin izlemeni söylediği yoldan alıkoymasına izin verme.
Bugünün işini yarına bırakma illetine karşı savaş aç.
Hiç kimsenin mektuplarını açma.
En sevdiğin kitabını asla ödünç verme.
En sevdiğin alıntıyı daktilo et ve her gün görebileceğin bir yere as.
Bir oyunu eşli oynuyorsan eşinin oyununu asla eleştirme.
iyi bir araştırmacı olmanın tekniklerini öğren.
Dedikodulara kulak kabart, katkıda bulunma.
Bir fuara katıl.
Umut ver.
Sözün senedin olsun.
Bozuk paranı say.
Evliliğin kolaylıklar esası üzerine değil bağlılık sözü üzerine kurulduğunu unutma.
Birisinden özür dilemek zorunda kaldığında bunu şahsen yap.
Yazarların "ilk yapıtları"nı oku.
Projeleri vaktinden önce tamamla.
Çocuksuz bir çifte asla ne zaman çocuk yapacaklarını sorma.
istediğin şey için çalışırken sahip olduklarınla mutlu ol.
Çocukların yardıma ihtiyacı olanlara cömert davrandığını görsünler…
   Selam ve Saygılarımla.
Ahmed Zahid ÇARDAK

IŞIĞA YANSIMA...


Bir gurup arıyla sineği bir şişeye koyuyorlar. Şişenin taban tarafını ışığa
doğru, açık olan ağız kısmını da karanlığa doğru yerleştiriyorlar. Arıların
hepsi ışık olan tarafa doğru üşüşüyorlar .
Ama şişenin tabanı cam ve onların da yabancısı olduğu bir madde olduğundan çıkmayı başaramıyorlar.
Bu arada sinekler, şişenin ağzına doluşuyorlar ve karanlıkta dışarı çıkıp kayboluyorlar.
Ağzı açık olan şişeden karanlık tarafa doğru tek bir arı bile gelmiyor.
Camın önünde ışığa doğru çabalarına devam ediyorlar.
İnsanın aklına hemen arıların akılsızca davrandıkları geliyor.
Ancak daha derinlemesine düşününce, karşımıza bir anıt gibi dikilen gerçek çok farklı oluyor.
Çok basit gelen bu deney beni oldukça düşündürdü.
Arıların ne kadar akıllı varlıklar olduğunu hepimiz biliyoruz.
Sinekler ise malum hayvanlar.
Arılar ne kadar temizse adı üstünde, sinekler de o kadar iğrençtirler.
Arılardan korkarız bizi sokarlar diye ama, sineklerden midemiz bulanır.
Evet, ışığa doğru yürüyenlerin önünde her zaman engeller olacaktır kuskusuz. Onlar, engellere rağmen ışıktan vazgeçmeyenlerdir.
Ne tür engel olursa olsun önlerinde, çabalarını sürdürenlerdir.Ve bu uğurda da gerektiğinde ölebilenlerdir.
Yürek, azim, sevgi, ilkeler, dürüstlüktür bunu yaptıran. Kendine saygı, yasadığı topluma saygıdır.
Sinekler, karanlıkta sıvışan kaçaklardır .
Karanlığa yürüyenlerdir.
Karanlık düşüncelerdir.
Şişenin ağzının karanlığa bakmasının onlarca hiç bir önemi yoktur . Sinsi, ilkesiz, yüreksiz, korkak varlıklardır.
SADECE Kendi yaşamları söz konusudur.
Nerede yemek varsa, nerede rahat yasayacaklarsa, nerede çok para kazanacaklarsa oraya giderler.
Onlar için karanlık olması önemli değildir açık ağızların.
Arıyı kovalamak isterseniz savaşır.
Engellere aldırmaz.
Amacı sadece ışığa ulaşmaktır. İğnesini sapladığında öleceğini bilerek savaşır. Ve değerleri için ölür.
Ama sinekler kaçarlar.Sonra yılışık yılışık tekrar dönerler
kovaladığınız yere. Yemeklerinize, kollarınızın üstüne tünerler.
Pis ayaklarıyla ezerler yaşadığımız her yeri.
Arılar yumurtalarını yalnızca kovanlarına bırakırlar.
Oysa sinekler her yere yumurtlar, her yerde ürerler.
Onlar için yumurtalarını bırakacakları yerin bile hiç önemi yoktur....
ENGELLERE RAĞMEN IŞIĞA YÜRÜYENLERE, IŞIĞA ULAŞMAK İÇİN
ÇABALAYANLARA, IŞIK SAÇANLARA SEVGİLER, SAYGILAR.......
-------------------------------------------
‘’Girme şu alçakların hizmetine
Konma sinek gibi pislik üstüne
İki günde bir somun ye ne olur
Yüreğinin kanını iç de boyun eğme...’’ (Ömer Hayyam)
Işığımızı yitirdiğimiz şu köhne zamanda, ışığın peşine olmamız ve bizi aydınlatacak meşaleyi bulmaya doğru yol almamız ihtiyaçtır.Işık: karanlığın girdabından kurtulmaktır.Işık: karanlığa ve cehalete başkaldırıdır.Velhasılı Işık nur’dur.Nur’un peşinden gitmek kararlılığında olmak ümidiyle….
Selam ve muhabbetle…
Ahmed Zahid ÇARDAK

HAYATI ANLAMAYA ÇALIŞMAK.


HAYATI ANLAMAYA ÇALIŞMAK1


     Anlam ve eylem yoksunu bir hayatta soluk alıp veriyoruz; “yaşıyoruz” demiyorum -daha doğrusu diyemiyorum-; çünkü yaşamak bir ölçüde hayatımızdaki anlam ve eyleme vabeste bir fiildir. Anlam, bir nevi cesedin içindeki ruh gibidir; ceset ruh olmadan bir anlam taşımıyorsa, aynen öyle de hayatta “anlam” veya “değer” olgusu bulunmuyorsa “yaşamak“ fiili ölü bir fiil olmaktan öteye geçemeyecektir. Bir fiili anlamlı kılan, o fiilin hangi amaçla veya hangi faydayı gözeterek yapıldığıdır. Örneğin; bilgi, bir amaç ya da bir fayda gözetmelidir. Bu anlamda bilgi sadece bir araçtır, amaca götüren bir vesiledir. Fakat modern dünyaya baktığımızda bunun tam tersini görürüz. Bilgi bir araç olmaktan öte, haddini aşar mahiyette bir amaç olgusu içinde yer almaktadır. Bu da rotasını kaybetmiş bir gemi misali, her yönden esen rüzgârın etkisinde kalabilecek, benliğini ve kimliğini kaybetmiş bir sorunsal demektir. Bu bir sorundur; çünkü kontrolü yoktur, sınırı çizilmemiştir, yörüngesi, rotası yoktur. “bilgi, bilmek içindir” felsefesi, bizi ancak “bil, ama yapma!” gibi cümleler içinde saklı “eylemsizliğe” götürmektedir. Günümüz modern insanını biraz gözlemlesek, bunun gibi daha birçok insanı pasifsize eden cümle ile karşılaşabiliriz. Bu kadar eğitim ve bilginin ilahlaştırıldığı, bilgiye ulaşmanın pek çok vasıtalarını kolaylıkla bulabildiğimiz şu dönemde; bilgiye ve onu kullanışlı kılma konusuna ne kadar yabancı kaldığımızı gözlemleyebiliriz. Bilgiyi akıl, mantık ve sağduyu süzgecinden geçirmeksizin, süzgeçten geçen bu bilginin de beyinde tasnifini yapmaksızın bilgiyi dağınık bir şekilde dağarcığa zerk etmek; elbette modern insanın zihin yapısını daha da komplike bir hale getirecektir. Bu komplikasyon da insanın neyin doğru, neyinse yanlış olduğu ayrımına gidememesine yol açar. Neyin doğru veya yanlış olduğunu bilemeyen insan da pek tabi nasıl ve neye göre eyleyeceğini de bilemeyen başka bir karmaşadır.

    Dershaneler, üniversiteler, kurslar, okullar, internet… vs. Mezkurda geçen bütün bu kurumlar tek bir şeyi amaçlamışlardır; “bilgiyi tüketmek” Ne yazık ki kapitalizmin son avı “bilgi” olmuştur. “Bilgi üretmek” ise sadece bir fantezi olarak kalmış, Üniversiteler bile bu konuda genellikle sınıfta kalmışlardır. Öğrenciler üniversitede aldıkları derslerin ütopik ve teorik ortamından gerçek hayatın pratik ve reel ortamına ayak uyduramaz hale gelmişlerdir. Çünkü bilgiyi realize etmenin yol ve yöntemleri bu eğitim sisteminin dışında kalmaktadır. Özellikle öğrenci mezun olduktan sonra, bütün bu öğrendiklerinin kendisi için ne manaya ve ne işleve haiz olduğunu tartmaya ve idrak etmeye başlar. Sonra öğrenci anlayacaktır ki; öğrendiği bütün bu gereksiz bilgiler bir hayalden ibaretmiş ve gerçek hayatta geçerli olan pek çok kuraldan kopukmuş. İşte Hayatımıza pratik fayda vermeyen pek çok bilgi, kapitalizmin bir sonucu olarak, bir “üstünlük” ve “seçkinlik” gibi lanse edilmiştir; insanları bu amaçsız araçla tatmin etmeye çalışmış, fakat geride sadece büyük hayal kırıklıkları bırakmışlardır.

    Felsefiyi bu konuda ele aldığımızda, sözlük manası itibariyle felsefe; “hikmet sevgisi” manasına gelmektedir. “Hikmet”, pek çok anlamı bulunan çok yönlü ve çok boyutlu bir kelimedir. Fakat buradaki anlamı, zahirin –yani görünenin- batını –yani arka planı- olduğu kanaatini taşıyorum. Yani meselelerin hemen kendini göstermeyen, biraz fikir ve yorum cedelleşmesi sonucunda tezahür eden bir cevher olduğudur. Yapılması gereken, sadece toprağı biraz eşelemektir. Derununda gizlenen cevherleri bulabilmek için. Bu da aslında asıl amaç ve gayedir. Bu yönüyle de bilgi bir hazinedir. Hayatın ereğine ve amacına götüren çok nadir ve paha biçilemez bir değerdir. Bu sebepten de filozoflar bu değerleri herkese açmamış, kendileri için bir övünme ve gurur kaynağı olarak görmüşlerdir. Asıl avam-havas ayrımını onlar, bu seçkin bilgilerin halkın kaba zihninde yanlış yol bulacağı yanılgısıyla yapmışlardır. Böylelikle felsefe de insana gerçek tevazuu ve bilgeliği verememiş; onu sadece daha mütekebbir ve mağrur kılmıştır.

     İslami kaynaklarda, ilim ve takva bir üstünlüktür; fakat filozofların gibi bir gurur ve kibir kaynağı olarak üstünlük değil veya modern dünyadaki gibi içi boşaltılmış bir şekilde de değildir. İlim ve amel ilişkisi her zaman söz konusudur. Peygamber Efendimiz (sav.) bir hadisinde “insanlar helak olacaklardır; fakat âlimler müstesna, âlimler de helak olacaklardır; fakat amiller (ilmiyle amel edenler) müstesna, amiller de helak olacaklardır; fakat muhlisler (ihlâs sahibi olanlar) müstesna” buyurmaktadır. Burada çok açık bir şekilde sadece bilmenin değil, onu eylemenin, hatta eylemin de ihlâsla yapılırsa insanın kurtuluşuna vesile olacağı belagatli bir üslupla dile getirilmiştir. Bilme onu bilme amacından beri kalamaz, kalırsa da bu bir şirk alameti sayılabilir. Allah-u Teâlâ ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “o müşriklere “yerleri ve gökleri kim yarattı” diye sorsan, elbette “Allah!” diyeceklerdir; ama onlar iman etmemişlerdir.” Müşrikler biliyorlar, fakat bilmeleri, onların Allah’a iman ve ibadet etmelerine vesile olamıyor. Aksine putları, bildikleri o Allah’a ortak koşarak küfrün bile yapamadığını tahribatı yapabiliyorlar. Bu sebeple de bilmek, iman etmek ve amel etmek gibi fiillerin arasını açmak gerekir. Farklı şeyler olmakla birlikte, birbirleriyle oldukça ilişkili fiillerdir ve birbirinin sonucu ve neticesidirler. İslam’da bilmek, marifetullaha ve yakine götüren bir araçtır. Yani imanı ve yakini netice verir; iman ve yakin ise, kabuğunda duramayan bir tohum gibidir. Onu potansiyeliyle adeta çatlatır, çatlayan tohum ise bütün potansiyelini kinetiğe dönüştürür ve ameli netice verir ki; bu da, aslında tohumun meyvesi mesabesindedir. İşte ilmin ereği budur; “iman ve Salih amel”…

     Efendimiz (sav.) ashabının hayatına baktığımızda da, hayat felsefelerinin çok net bir şekilde eyleme ve amaca yönelik olduğunu gözlemleyebiliriz. Kitaplar dolusu bilgiye malik olmasalar da; onlardaki şuur, ihlâs ve hissiyat, davaya yönelik samimiyet onları sonraki nesillerden –ne kadar bilseler ve eyleseler de- üstün kılmıştır. Bu dönemde bilginin posasından tasaffi olduğunu görürüz. Adeta bilgi ve bilinç, tamamıyla hayatın kendisi haline gelmiştir. Zira bilinç ile eyleyen insan, huzuru ve tatmini bulur. Bu sebepten “harekette bereket vardır.” Sözü oldukça manidardır.

Zikretmeden geçemeyeceğim bir konu daha var ki; o da bilgi hamallığı yapan zihinlerin devasa kibri ile kol nazariyeleri çalışan insanları ikinci sınıf vatandaş yerine koymaları konusudur. Cemil Meriç’in tabiriyle “kendi fildişi kulelerinde” toplumundan ve milletinden uzak yaşayan bu hilkat garibeleri, hiçbir zaman halkla bütünleşememiş, kendi olamamış, yalnızlığı içinde yaşamış durmuş, her zaman toplumunu kendisi gibi olmadığı ve düşünmediği için küçümsemiş ve kendisini “havas” olarak nitelendirirken, halkı hiçbir şeyden anlamayan “avam” statüsüne yerleştirmiştir.
Bu tasnifi de kendi aşağılık kompleksi ve hasta ruhu sebebiyle yapmıştır. Öyle ya, halk ne bilir ki (!) Kendileri öyle veya böyle atıp tutarken, halk niye araştırsın ki! O her zaman saf ve aptaldır (!!) Aziz Nesin bir keresinde “Türkiye’nin %60’ı aptal (!)” demişti. Sadece kendi gibi düşünüp, eylemediği için bu yaftayı yiyordu halk. Senelerce de bu kompleksle davrandı Türk halkı, hep baskılandı demokrasiyi fantezi olarak kullananlar tarafından. İnancını hayatının ereği kılan bu insanlar, “yobaz”, “mürteci”, “köylü”, “cahil”… vb. haddi fazlasıyla aşan pek çok yaftayı ve demagojik söylemi yediler. Hâlbuki tertemiz zihni ve müstakim kalbi ile Anadolu insanı; her zaman yönetimde, eylemde, söylemde, yaşantı ve idealdeki hataları belki hissi ve vicdani olarak hissedebiliyordu. Bunu da 12 Eylül 2010 Referandumunda fazlasıyla kanıtladı. Artık halkın o aptal ve saf (!) kesimi de ne istediğini biliyordu; “halka rağmen, halk için!” söylemi artık bir safsatadan ibaretti. Yeterli mi, elbet değil! Ama halk, büyük bir zafer kazandı demokrasi ve özgürlükler adına.. Büyük bir adımı amudi olarak attı. Buradan; bilgi, insanlar üzerinde bir tahakküm ve istibdat aracı olmamalı sonucuna varmak istiyorum. Aksine sadece seçenek ve alternatifleri göstermeli, seçimi ise insana bırakmalı. Başta Cenab-ı Hakk her şeyi en kâmil bilen olmasına rağmen kullarını seçmekte özgür bırakmıyor mu? Eğer dileseydi, herkes iman edebilirdi pekâlâ, ama O mutlak otorite ve hüküm sahibi olması yanında kullarının özgür iradelerine de oldukça saygılıdır. Öyleyse bilgi, haddini bilmeli ve insanın ufkunu, mefkûre ve şuurunu genişletmesi için bir vesile olmalıdır sadece.

Makaleyi sadece bilgi ve onun işlevleri üzerinde konuçlandırmış olsam da, aslında modernitenin en büyük sorunsalının araçlarla insanları oyalayıp, asıl gaye ve amacı insana unutturması ve insanı, amacın yerine pek çok gereksiz araçlarla tatmin bulacağına inandırmasıdır. Bununla tatmin bulamayan insan da, bu kökteki hatayı dallarda ve budaklarda arayıp, meseleyi azlık-çokluk ile daha da dallandırıp budaklandırmaktadır. “Daha çok tüketim ve neticesinde daha çok tatmin!” sloganıyla yola çıkan kapitalizm de insanlara aslında ilaçtan ziyade zehir sunmaktadır. Bunu da öyle sinsi ve cafcaflı tuzaklarla yapmaktadır ki; insanlar amaçlarındaki düşüşü fark edememektedirler bile. Örneğin, spor sağlıklı bir zihin ve beden için bir araçtır. Bu da verilen can ve beden emanetinin en güzel şekliyle korunmaya çalışılması açısından yüce bir gayeye de vabeste olabilir. Fakat kapitalizm bunu bir rekabete dönüştürmüş ve asıl gayesi vücut ve zihin sağlığını muhafaza iken, bunu da bir süfli gayeye indirgemiştir. Sanki savaş stratejisi söz konusu bir hale gelmiştir. Aynı şey modernitenin silahları olan TV, müzik, sanat, moda…Vs.içindesöylenebilir.(Alıntıdır)

    Meseleyi özetleyecek olursam, sorun; bilmek veya bilmemek sorunu değildir. Bilginin nasıl ve ne amaçla kullanıldığı ve neticesinde ruhen ve fikren tekâmülümüz adına bizlere ne kazandırdığıdır. Sorun yapmak veya yapmamak da değildir. Eylemlerimizi belli bir amaca vabeste kılmaktır ki; bu amaç da, bizi “yeryüzünün halifesi” olma statüsüyle bir insan olarak sorumlu olduğumuz, başta varlığımızın sebebi olan Rabbü’l Alemin’e ve bütün varlıklara karşı bizi aktif kılmalıdır. Yaşantımıza ruh verecek olan ancak böyle bir sorumluluk ile teyakkuzdur. Aksi ise; beyhude yollarla ömrü ziyan etmek ve sermayeyi faydadan ziyade zarar müktesebatıyla israf etmektir. Bu da insanı ciddi şekilde bir huzursuzluğa, mutsuzluğa ve tatminsizliğe iter. Zira fıtrat, böyle bir amaçsızlık ve başıboşluk için verilmemiştir. “İnsan başıboş bırakılacağını mı zanneder?” buyurur Cenab-ı Hakk. Hakiki misyonunu eda edemeyen varlık da fıtratına, yani yaratılış kuralına aykırı davrandığından vicdani sinyaller alır ve bunu kimi zaman “can sıkıntısı”, kimi zaman “depresyon” kimi zaman da “ruh daralması” olarak nitelendirir. Oysaki vicdanı onu uyarmaktadır. İçindeki bu büyük boşluğu “insan olma şuuru” ile doldurmasında ona yardımcı olmaya çalışmaktadır. Aksi takdirde bütün kelime, his, düşünce ve amaçları bu büyük boşluk tarafından; aynı kara delikler tarafından yutulan gezegenler misali yutulacaktır. Böylelikle kimliksiz bir insan haline gelecek, ne Allah’ı tanıyacak, ne kendini, ne milletini, ne sorumlu olduğu bireyleri… Bütün hepsi bu canavarlaşmış insanın arzuları karşısında yok olup gidecek ve araçlar onun için birer amaç halini alacaktır. Yeri gelecek bilgisiyle atom bombası yapacak, yeri gelecek menfaatleri uğruna ülkesini satacak, yeri gelecek sahip olduklarının gücüyle bütün her şeye kafa tutacak, yeri gelecek usulüyle her şeyi kılıfına uydurup zeytinyağı gibi üste çıkacak vs. İşte insan ancak rotasını böyle şaşırırsa, esfele-i safilin- yaratılmışların en aşağısı- derekesine düşebilir. Hâlbuki Yaratan onu cennetlere ve ala-yı illiyyin –yaratılmışların en üstünü- statüsüne namzet yaratmıştır. Anlam ve eylem izdivacı neticesinde ise Cenab-ı Hakk, bu meleklerden bile daha yüksek payeyi aciz ve zayıf insana lütfedecektir.Son söz olarak kötülüğe söveceğine ve kötülükten yakınacağına insan; kötülüğe karşı mücadelenin ilk adımı iyi olmaya çalışmaktan ve iyilerle beraber olmaktan geçer.Diğer yazımda görüşmek ve buluşmak ümidiyle…
Selam ve Saygılarımla.

6 Şubat 2013 Çarşamba

DÜNYAYI NE HALE GETİRDİK...?

Seni sen olduğun için değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.
Hiç kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.
Sen istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
Gerçek arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
Birisine yabancılaşmanın en kotu biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir zaman ulaşamayacağını bilmektir.
Hiç bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin,
ne zaman aşık olacağını bilemezsin..
Tüm dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
Zamanı onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
Belki de Allah uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında minnettar olman için istedi.
 "Bitti" diye üzülme, "yaşandı" diye sevin.
Her zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye devam etmek, kime iki defa güveneceğin daha fazla dikkat etmektir.
Birini daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
Kendini çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
"Yaşanan hiçbir şey sebepsiz yere yaratılmamıştır."


Çivisi Kaçlıktı Bu Dünyanın? “Dünya iyice çekilmez oldu” “Çivisi çıktı bu dünyanın” “Yaşanmaz oldu bu dünyada” “İğrenç bu dünya” “Nefret ediyorum bu dünyadan” Ne kadar çok söz sıralarız böyle değil mi? İçimizin nefretini kustuğumuz, ne çok söz… Peki bu kadar kötü, bu kadar iğrenç mi bu dünya… ? Bakalım; Deniz yerli yerinde, okyanus yerli yerinde eğer 
dokunmazsan balık yerli yerinde, mercan yerli yerinde, 
yetmedi dal git derinliklere renkler yerli yerinde, sanat yerli 
yerinde, uyum yerli yerinde… Çık denizden bak ormana şimdi; Ve çirkin olan bir şey göster bana Buraya bu çam ağacı olmamış de mesela, şu gürgen şurda 
olmalıydı de… Yeşilin bin bir tonunun birbirine karıştığı o ahengi bozan 
tek bir ağaç göster ya da. Bin bir çeşit hayvanın yaşadığı ortamda bir kötü koku bul ya 
da ormanın kendi uğultusu içinde, çirkin bir ses duyur bana. Hepsi ahenk içinde, burnuna gelen kokusu, kulağına gelen 
sesi, seni içine çeken havası ve renklerin harmonisi ile, şu 
şuraya olmamış de, bir şey bul bana… Hadi gidelim vahşi dediğimiz doğaya. Bu hayvan burada yaşamamalıydı de, kaplan bu sıcakta 
buraya olmamış, bu çakalların ne işi olur, bu gergedan 
şurada yaşamalıydı de… Tüketilen bir avdan, geride bir şey göster hadi; Ortada kalsın ve kokmuş olsun “leş gibi” mesela… Göze çarpan o vahşi güzellikte bir şey bul bana… Çöle inelim istersen; Bu ağaç bu sıcakta nasıl olur de, bu kum fırtınasında bu 
hayvan nasıl yol alır, günlerce aç susuz nasıl kalır de… Bu fırtına buraya olmamış, şu tepe buraya değil, şuraya 
yapılmalıydı de… Hiç uzatmayalım kaldır kafanı gökyüzüne hangi kuş 
gereksiz onu söyle, ya da çirkin, ya da kötü ya da pis. Her gece yüzlercesi tepemizde sabaha kadar uçuyor ve bizi 
uyutmuyor de… Anladın değil mi? Deniz yerli yerinde, dağlar yerli yerinde, çöller yerli yerinde, 
kuş böcek, kaplan kuzu hepsi ahenk içinde… Çirkin olan ne peki şimdi? İğrenç olan ne? Çivisi çıkan kim, kötü olan ne? Şu kadarını bil ey insanoğlu insan; Senin elinin değmediği her yer ve her şey yerli yerinde… Çöle çöp atan hayvan yok, Orman da kornaya basarak gürültü eden hayvan yok Kutuplarda, “derisi bozulmadan alınmalı bunun derisi iyi 
para” diye “canice” kafasına vura vura öldüren hayvan 
yok. Bu boğa kırmızıya deli olur, söyleyin kırmızı kuşlar bunu deli 
etsin, üstüne ağaçkakanlar da bu boğayı tepeden delik 
deşik etsin biz de köşede keyifle seyredelim diyen havyan 
yok. Dağın başında zayıfı ezen, diğerinin yuvasını bozan, gözüne 
kestirdiğine tecavüz eden ayı yok. Anne kuşları öldürerek, geride yuvaların da yavrularını ağzı 
açık bağırttıran leş kuşları yok. Denizlerde; “buranın manzarası güzel, buraya çörekleneyim 
ben” diyen köpek balıkları yok… Daha uzatmama gerek var mı? İnsan eli değmedik yerlerde bir sorun var mı? Şimdi söyle bakalım… Aldatan, çalan, öldüren, yıkan, kıran, vuran, bağıran, hak 
yiyen, hukuk tanımayan, kitaba uymayanı kitabına uyduran 
sen… Kötü olan, çivisi çıkan, iğrenç olan dünya öyle mi? Peki türküsüne yandığım “yalan dünya” fani de, 
Sen misin baki?…(Bedirhan GÖKÇE)
Selam ve saygılarımla…..

KADININ EHEMMİYETİNE DAİR...


MEVLANA SAİD AHMED EFENDİNİN KADINLAR İÇİN HUSUSİ BEYANI:

1)      Güzel amel sahibi bir kadın 70 Evliyadan daha üstündür.
2)      Kötü amel sahibi bir kadın 1000 kötü amel sahibi erkekten daha kötüdür.
3)      Hamile bir kadının 2 rekat namazı hamile olmayan bir kadının 70 rekat namazından daha hayırlıdır.
4)      Bir kadının kendi çocuğuna emzirdiği her yudum süt için ayrı ayrı sevap alır.
5)      Evin erkeği eve yorgun geldiği zaman hanımı güler yüzle hoş geldin derse yarım cihad sevabı alır.
6)      Bir kadın çocuğunun ağlaması sebebi ile gece uyuyamasa o kadına 20 köle azad etme sevabı verilir
7)      Bir kadın kendi kocasına rahmetle bir kocada kendi hanımına rahmetle bakarsa Allahu Teala da her ikisine de rahmetle bakar.
8)      Bir kadın ki;kocasını Allah yoluna gönderir ve kendiside adabı ile evde oturursa kocasından 500 sene evvel cennete girecektir.70 bin Meleğin ve Cennet Huri’lerinin sultanı olacaktır.Cennet suyuyla yıkandıktan sonra yakuttan yaratılmış bir at üzerinde kocasını karşılayacaktır.
9)      Bir kadın hasta olan çocuğu sebebiyle uyuyamazsa ve onu rahatlatmak için uğraşırsa Allah (C.C) onun günahlarını af eder ve ona 12 senelik kabul olmuş ibadet sevabı yazar.
10)   Bir kadın süt veren bir hayvanını Besmele çekerek sağmaya başlarsa o hayvan onun için Dua eder.
11)   Bir kadın Besmele çekerek hamur yoğurursa Allah (C.C) onun rızkına bereket verir.
12)   Bir kadın namahrem olan bir erkeğe bakarsa Allah (C.C) ona lanet eder.Asıl namahrem olan bir kadına bakmak nasıl haram ise, namahrem olan bir erkeğe bakmakta haramdır.
13)   Bir kadın zikir evini temizlerse Allah’ın evi olan Kabe-i Muazzama’ yı temizlemiş gibi ecir ve sevab alır.
14)   Eğer haya etmezseniz istediğinizi yapınız. (Buhari)
15)   Bir kadın 5 vakit namazını kılar, namusunu muhafaza eder, kocasına itaat ederse Cennetin kapılarından dilediğinden girer.
16)   Efendisinden kaçan köle ile kocasına itaat etmeyen kadının kılmış olduğu namazları başından yukarı geçmez., kabul olmaz.
17)   Hamile olan bir kadına gündüzleri oruç tutmuş geceleri de ibadetle geçirmiş sevabı yazılır.
18)   Bir kadın doğum yaparsa Allah (C.C) ona 70 senelik namaz ve oruç sevabı verir.Çocuğu doğururken çektiği zahmetler ona her damara gelen sancıya bir hac yapmış sevabı verilir.
19)   Eğer bir kadın doğumdan sonra 40 gün içerisinde ölürse ona şehadet feracesi ve sevabı verilir.
20)   Eğer çocuk gece uyanır süt isterse anası da ona süt emzirirse ona bir senelik namaz ve oruç sevabı yazılır.
21)   Çocuk sütten kesildikten sonra gökten bir Melek iner ve çocuğu emzirene şöyle nida eder. Allah (C.C) sana Cenneti vacib etti.
22)   Bir kadının kocası seferden geldiği zaman o kadın kocasına yemek hazırlayıp hizmet ederse, kocası da  seferde iken hanımına ihanet etmezse o kadına 12 senelik nafile ibadet sevabı yazılır.
23)   Kocası söylemeden bir hanım kocasına hizmet ederse 7 tane 70 gram altın tasadduk etmiş sevabı verilir.Eğer kocası söyleyip de hanım hizmet ederse 7 tane 70 gram gümüş tasadduk sevabı verilir.
24)   Eğer kocası bir kadından razı olarak ölürse Cennet o kadına vacib olur.
25)   Saliha bir kadın 70 zayıf iman sahibi erkekten üstündür.
26)   Kocasına dini bir mesele öğretene 70 senelik ibadet sevabı yazılır.
27)   Cennetlikler Cennette Allah’u Teala’yı görmek için Allah’u Teala’nın yanına gidecekler, fakat örtüsüne riayet eden bir kadına Allah’u Teal’a yanına gidip kendisini gösterecektir.
28)   Kadınlar mahrem erkeklerden kaçsınlar.İnce elbise giyen kadınlar,yabancı erkeklerde şehvet uyandıran kadınlar,namahrem erkeklere arzu duyan kadınlar, dışarı çıkarken süslenip koku süren kadınlar ne Cennete girecekler ne de Cennetin kokusunu duyabileceklerdir.

KADINLARIN EN TAKVALILARI VE ÜSTÜNLERİ:
1)Kadınlardan ilk Müslüman olan Hz.Hatice (R.A) validemizdir.
2)Kadınlardan en çok Hadis nakleden Hz.Aişe (R.A) validemizdir.
3)Kadınlardan ilk Şehid Hz.Sümeyye (R.A) validemizdir.
4)Kadınlardan en çok eziyet çeken firavun’un hanımı Hz.Asiye (R.A) validemizdir.