Bu yazımın başlığını konusu ve başlığını Tarih ve kimliğimiz yapmamın sebebi; Tarihimizi ve kimliğimizi yitirdiğimizin ısdırabı ve acısı içinde olduğumdandır. Tarihimiz bizim her şeyimizdir. Tarihimiz ve kimliğimiz bizim yaşama ve varolma amacımızdır. Tarihi olmayan hiçbir nesne ve varlık yoktur. Varolan her şeyin bir Tarihi ve mazisi vardır. Cenabı Allah her şeyi yoktan varetmiştir ve her şeyin bir geçmişi vardır.Denebilir ki; Tarih ile maneviyatın ne alakası vardır? Tarih; maneviyat ile maddiyatın, ahret ile dünyanın iç içe olduğu bir olgudur.Tarih bize hayatı yaşayarak öğreten bir öğretmendir. Tarih bir baba,bir ana,bir eş,bir yoldaş,bir sırdaş,bir gönüldaş ve özellikle bizim canımızdan bir parçadır. Tarihi bu kadar değerli kılan zamanı ve mekanı içinde bulunduran durumudur. Ondan da öte Tarihi tarih yapan hayatın ta kendisi oluşudur.
Tarih hakkında bir şeyler yazacak kadar Tarihçi ve bilgi sahibi değilim. Amma Tarihi seven, okuyan ve Tarih ile hemhal olmaya çalışan garip bir Tarih sevdalısıyım. Tarihi günümüze kadar çok inceleyen ve yorumlayanlar olmuştur. Onlarda Tarihin sayfalarına Tarih ile haşır neşir olarak geçmişlerdir. Tarih sadece yaşananlardan ibaret olmamakla birlikte dün,bugün ve yarını içine alan bir zaman olgusudur. Tarihi anlamanın yolu yaşamadan,yaşamanın yolu ise; Tarihi iyi okumak ve anlamaktan geçmektedir. Tarihini okuyamayan, okuduğunu anlayamayan,anladığını yaşayamayan, yaşadığını yaşatamayan insanlar ve milletler yok olmaya ve Tarih sahnesinden silinip gitmeye mahkumdurlar. Bu mahrumiyet ve mahkumiyetin ortadan kaldırılmasında Tarihi okumak ve yaşamaktan geçtiğini vurgulayabiliriz. Sözlerimin başında Tarihimiz ve kimliğimiz sözlerini kullanmıştım. Kimliğimizi anlamanın ve farkına varmanın yolu Tarih ile iç içe olan hayatımızı Tarihin gelmiş ve gelecek zenginlikleri ile donatmak lazımdır. Maalesef Tarihimizi araştırmadığımız ve bilmediğimiz için kimliğimizle de yabancılaştık. Bizim Tarihimiz nice şan,şeref ve Kültürlere yön vermiş zaman ve güzelliklerle doludur. Bu şan,şeref ve tertemiz Tarihimizi ve Kültürümüzü bırakıp yahut entrikalarla ve alçakça oyunlarla unutturulmuş ve uyutulmuş olarak bağlarımız koparılmış ve acayip birer millet olmuşuz. Tertemiz bir Tarih ve Kimliğimizle donanımlı iken bu izzet ve şerefi bırakıp maalesef çirkinliklere ve aşağılık hallere düşmüş Batı Tarihini ve kimliğini almışız. Batı’nın Kültürü ve Tarihinde neresine bakarsak bakalım. Hayır ve erdemli bir durumun cereyan ettiğini görmemiz mümkün değildir.Batı; Üstad M.Akif ERSOY’un deyimiyle ‘’Tek dişi kalmış canavardır’’(Bu arada tüm Ehli İslam veEhli İman ile göçen Mevtalarımıza Rahmet olsun.)
Tarih bir milletin namusudur.Tarih bir Milletin hayat emaresi olan insanın damarlarında dolaşan kan gibidir.Tarih İnsandaki kalp gibidir.Nasıl kan ve kalp olmazsa insan yaşayamaz ise; İnsanlar için de Tarih: o derecede elzem olan ihtiyaç ve kutsalımızdır. Evet Tarihimiz ve kimliğimizi neden bu kadar önemsiyorum? Çünki; Tarih: ananın karnında olan yavrusuna kordon bağı ile bağlı olduğu gibi hayatımız ile direk alakalıdır. Neden mi? Tarihi hayat ile eşdeğer gördüğüm içindir.
Tarihin başlangıcını ancak Cenabı Allah (Hz.) bilir. Ancak bize Allah’ın bildirdiğine göre ise; ilk insan ve Peygamber olan Hz.Adem babamızla başladığını anlıyoruz. Tarih içinde öyle hadiseler yaşanmıştır ki; okumayınca haberimiz olmuyor, haberimiz olmayınca da geçmiş ile gelecek arasında köprü kuramıyoruz. Tabiri caizse ot gibi yaşıyor ve Tarihini bilip sahip çıkan soysuzların maskarası ve zulümü altında inim inim inliyoruz. Ot bile bir gaye için yaratılmış bir varlıktır. Allah (C.C) Hz hiçbir şeyi sebepsiz yaratmamıştır. Herşeyin yaratılmasında bir sebep ve hikmetler vardır.
Millet olarak geçmişimizde ve Tarihimizde öyle gurur ve iftihar duyacağımız hadiseler vuku bulmuştur.Fakat çok geçmiyor ki; bu birlik ve beraberliğimizi çekemeyen şer odakları ve Haçlı güruhu (Şeytanın yolunda olan aşağılıklar) şucu-bucu sıfat ve yakıştırmalarıyla aramıza nifak tohumları ekmekte bunda da çok acıdır ki başarılı olmaktadırlar. Bu Şer odaklarına verilecek en güzel cevap ecdadımızın yolunda olmak (dosdoğru-sırat-ı müstakim olan) ve onların Tarihini okumak,onların yaşadıkları hayat ile hallenmektir.Yoksa maazallah Tarihin değirmeni bizi öğütür geleceğimiz olamaz. Bizi birbirimize bağlayan değerlerimizin başında Din,İman,Vatan ve Mukaddesiyat gelmektedir.Bu değerler bizi diğer millet ve kültürlerden ayıran ve üstün kılan meziyetlerdir.
Tarihimiz ve Kimliğimizi bilebilmek ve anlayabilmek için şanlı Tarihimizde yaşanan destansı bir hadiseyle sözlerime devam etmek istiyorum. Çanakkale Harbi ile alakalı okuduğum kitaptan anlayabildiğim kadarıyla bahsetmek istiyorum . Çanakkale’yi geçilmez yapan,Çanakkale’yi Çanakkale yapan ruhu anlamak ve anladığını yaşamaktan geçen gaye ile Tarihimize ışık tutan ve geleceğimize köprü olan bir hadiseyi anlatacağım.
‘’1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Ömer Musluoğlu’nun A.B.D.’de yaşamış olduğu anısını paylaşmak istiyorum. Bir gün Dr. Ömer A.B.D.’de hastanede 75 yaşında kanser hastası olan hasta ile karşılaşır. Hastası olan yaşlı adamdan kan alabilmek için kolunu sıyırdığında Adamın sol kolu pazusunda Türk Bayrağı dövmesi olduğunu görünce şaşırır ve hayretler içinde sorar: Siz Türk’müsünüz ? Yaşlı adam der ki; değilim. Ben Avusturalya’lı bir Anzak’ım. Dr. Ömer yaşlı adama koluna dövme olarak neden Türk Bayrağı yaptırdığını sorar: Yaşlı adam söylemek istemez. Dr. Ömer ısrarla sorunca yaşlı adam dayanamaz ve olanları anlatmaya başlamış.
Yıl 1915… Çanakkale diye bir yere bizi İngilizler ve Batı Hıristiyanlar olarak Osmanlı’ya karşı savaşmak üzere getirdiler. Bize Şöyle dediler: Barbar Türler bütün Hıristiyan dünyasını yıkıp yakacaklar. Bu savaş çok önemlidir. Birlik olup üzerlerine gideceğiz!...Biz de inandık bu sözlere. Çanakkale’de Savaş o kadar şiddetliydi ki;denize düşen bombalar suları metrelerce yukarı fışkırtıyordu. Binlerce insan bir anda ve hayatlarının baharında can veriyordu. Savaş öyle bir hal aldı ki; bir ara kendimi Türk’lerin tarafında buldum.Yaralanmıştım ve yaralarımı Türk askerleri sarmıştı.Sonra bana kendilerinin yediklerinden yedirip içirdiler. Ben onların esiri değil misafiriymişim gibi davrandılar. Bu durum karşısında şok oldum.Bana işkence edebilirlerdi yada öldürebilirlerdi. İngilizler ve Batı’lıların oyununa geldiğimi anlamıştım. ‘’Yazıklar olsun bana dedim…’’ Bu asil insanlarla niçin savaşmaya geldik diye dövünmeye ve kendime sormaya başladım.İngilizler ve Batı ne kadar yalancıymış diye anladım.İngilizler ve Batı Osmanlı düşmanıymış diye anladım. Ve yaptıklarımdan nedamet duymaya başladım.
Neticede savaş bitti.Bizi Türk’ler serbest bıraktı. Bende Vatanıma döndüm. Türk’lerden gördüğüm bu insanlık gereği kendimde koluma Türk Bayrağı yaptırmaya karar verdim. Böylelikle Türk’lere olan vefa borcumu bir nebze ödemek istiyordum.
Dr.Ömer’e sen Türk’müsün diye soran yaşlı adam: Dr.Ömer’in Türk olduğunu söylemesi üzerine gözleri doldu. Adının Ömer olduğunu öğrenen yaşlı adam ağlamaya başladı. Yaşlı adam anlatmaya şöyle devam etti: Benim adım Josef Miiler’dir. Bundan sonra benim adım Ömer olsun mu? Diye soran yaşlı adama Dr.Ömer ; Senin adın Anzak’lı Ömer olsun dedim. Kısa bir süre susan yaşlı Anzak Ömer,Dr.Ömer’e dönüp bana Müslümanlığı anlatırmısın diye sordu. Kendisine İslamı ve Müslümanlığı anlatmaya başladım. Bir gün bana Kelime-i Şehadet’i öğrenmek istediğini söyledi. Bende anlatmaya başladım. Anlattıkça ağlıyor, ağladıkça rahatlıyordu. Siz Müslümanlar Allah’a inanır ve Tesbih çekersiniz değil mi diye sordu? Bende kendisine doğrudur dedim. Benden tesbih istedi bende kendisine bir tesbih verdim. Hem tesbih çekiyor hemde gözlerinden çağlayanlar gibi yaşlar boşanıyordu. Birgün hastanenin hoperlörlerinden bir anons duydum. Dr. Ömer lütfen 217 nolu odaya gidiniz diyordu görevli. Hemen Anzak’lı Ömer’in (Josef Miiler) odasına girdim. Gördüğüm manzara aynen şöyleydi. Hemen yanı başına oturdum.Sağ elinde tesbih, sol kolunda ise Türk Bayrağı ile son anlarını yaşıyordu. Kelime-i Şehadet getirmesi için telkinde bulundum. Anzak Ömer Müslüman olmuştu ve kelime-i Şehadet getire getire vefat etti….’’
Tarihimize yabancılaşmazsak geçmişimiz de böyle sayısız güzellik ve hadiselerin vuku bulduğunu görürüz. Yaşanan bu hadise Tarihimize ve kimliğimize iftihar abidesi olarak geçmiştir. Tarihimiz şan, şeref ve zaferlerle doludur. Yeter ki; biz tarihimize sahip çıkıp anlayabilmeli ve yaşayabilmeliyiz.
Kurtulmak istiyorsak, tarihimize sahip çıkacağız. Kurtulmak istiyorsak, Tarihimizdeki iman, azim, irade, fedakarlık ve Aşk ile Dinimizi, mukaddesiyatımızı , tarihimizi ve kimliğimizi korumak için seve seve canımızı feda edebilmeyi düstur edineceğiz. Tarihimiz ve kimliğimizi yitirdiğimiz şu yüzyılda tekrar Çanakkale ruhunu arayacağız, bulacağız ve o ruh ile yaşayıp tekrar aleme Medeniyyet ve Adalet götüreceğiz. İnsanlık ve Alemler tekrar o ruha ve iklime muhtaçtır. Tarihimizi okuyacağız. Nefsimize ve neslimize okutacağız. Okuyup belledikten sonra o ruhla donanıp insan-ı kamil olarak hayat süreceğiz inşallah.Fert fert, aile aile, köy köy, ülke ülke hasılı tüm insanlık adına tekrar Tarih ve kimlik bilinciyle şerefli bir millet ve insan olacağız. Şu fani ve yalancı dünyadan ukba’ya giderken asıl gayenin Rıza-ı İlahiye’ye mazhar olmak olduğunu düstur edinerek geçmişten aldığımız İslam sancağı ve alkanlara boyanmış vatan bayrağımızı gelecek nesillere en güzel şekilde bırakmayı şiar edineceğiz. İnsanlar unutulur amma Rıza-ı İlahiye mazhar olanlar ve Tarihine- kimliğine sahip çıkanlar asla unutulmamaktadır. Sözlerimi bitirirken İstiklal Şair’imiz ve Büyük Doğu Şair’mizin dizeleriyle sözlerime son veriyorum.
‘’Korkma!...
Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki; HAK yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.’’M.Akif Ersoy
Mehmed’im sevinin, başlar yüksekte !
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekde!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir./N.Fazıl KISAKÜREK
Sözümü yakın zamanda yitirdiğimiz üstadımızın şu mana dolu dizeleriyle bitiriyorum.
Geri dönmek yoktur güneş doğmadan
Rahmet nuru karanlığı boğmadan
Hakikat yolunda boyun eğmeden
Gerekirse öleceksin tamam mı / Abdurrahim Karakoç
Selam,sevgi ve saygılarımla. Allah yar ve yardımcımız olsun.
