17 Ekim 2012 Çarşamba

TARİH VE KİMLİĞİMİZ



   Bu yazımın başlığını konusu ve başlığını Tarih ve kimliğimiz yapmamın sebebi; Tarihimizi  ve kimliğimizi yitirdiğimizin ısdırabı ve acısı içinde olduğumdandır. Tarihimiz bizim her şeyimizdir. Tarihimiz ve kimliğimiz bizim yaşama ve varolma amacımızdır. Tarihi olmayan hiçbir nesne ve varlık yoktur. Varolan her şeyin bir Tarihi ve mazisi vardır. Cenabı Allah her şeyi yoktan varetmiştir ve her şeyin bir geçmişi vardır.Denebilir ki; Tarih ile maneviyatın ne alakası vardır? Tarih; maneviyat ile maddiyatın, ahret ile dünyanın iç içe olduğu bir olgudur.Tarih bize hayatı yaşayarak öğreten bir öğretmendir. Tarih bir baba,bir ana,bir eş,bir yoldaş,bir sırdaş,bir gönüldaş ve özellikle bizim canımızdan bir parçadır. Tarihi bu kadar değerli kılan zamanı ve mekanı içinde bulunduran durumudur. Ondan da öte Tarihi tarih yapan hayatın ta kendisi oluşudur.
    Tarih hakkında bir şeyler yazacak kadar Tarihçi ve bilgi sahibi değilim. Amma Tarihi seven, okuyan ve Tarih ile hemhal olmaya çalışan garip bir Tarih sevdalısıyım. Tarihi günümüze kadar çok inceleyen ve yorumlayanlar olmuştur. Onlarda Tarihin sayfalarına Tarih ile haşır neşir olarak geçmişlerdir. Tarih sadece yaşananlardan ibaret olmamakla birlikte dün,bugün ve yarını içine alan bir zaman olgusudur. Tarihi anlamanın yolu yaşamadan,yaşamanın yolu ise; Tarihi iyi okumak ve anlamaktan geçmektedir. Tarihini okuyamayan, okuduğunu anlayamayan,anladığını yaşayamayan, yaşadığını yaşatamayan insanlar ve milletler yok olmaya ve Tarih sahnesinden silinip gitmeye mahkumdurlar. Bu mahrumiyet ve mahkumiyetin ortadan kaldırılmasında Tarihi okumak ve yaşamaktan geçtiğini vurgulayabiliriz. Sözlerimin başında Tarihimiz ve kimliğimiz sözlerini kullanmıştım. Kimliğimizi anlamanın ve farkına varmanın yolu Tarih ile iç içe olan hayatımızı Tarihin gelmiş ve gelecek zenginlikleri ile donatmak lazımdır. Maalesef Tarihimizi araştırmadığımız ve bilmediğimiz için kimliğimizle de yabancılaştık. Bizim Tarihimiz nice şan,şeref ve Kültürlere yön vermiş zaman ve güzelliklerle doludur. Bu şan,şeref ve tertemiz Tarihimizi ve Kültürümüzü bırakıp yahut entrikalarla ve alçakça oyunlarla unutturulmuş  ve uyutulmuş olarak bağlarımız koparılmış ve acayip birer millet olmuşuz. Tertemiz bir Tarih ve Kimliğimizle donanımlı iken bu izzet ve şerefi bırakıp maalesef çirkinliklere ve aşağılık hallere düşmüş Batı Tarihini ve kimliğini almışız. Batı’nın Kültürü ve Tarihinde neresine bakarsak bakalım. Hayır ve erdemli bir durumun cereyan ettiğini görmemiz mümkün değildir.Batı; Üstad M.Akif ERSOY’un deyimiyle ‘’Tek dişi kalmış canavardır’’(Bu arada tüm Ehli İslam veEhli İman ile göçen  Mevtalarımıza Rahmet olsun.)
   Tarih bir milletin namusudur.Tarih bir Milletin hayat emaresi olan insanın damarlarında dolaşan kan gibidir.Tarih İnsandaki kalp gibidir.Nasıl kan ve kalp olmazsa insan yaşayamaz ise; İnsanlar için de Tarih: o derecede elzem olan ihtiyaç ve kutsalımızdır. Evet Tarihimiz ve kimliğimizi neden bu kadar önemsiyorum? Çünki; Tarih: ananın karnında olan yavrusuna kordon bağı ile bağlı olduğu gibi hayatımız ile direk alakalıdır. Neden mi? Tarihi hayat ile eşdeğer gördüğüm içindir.
   Tarihin başlangıcını ancak Cenabı Allah (Hz.) bilir. Ancak bize Allah’ın bildirdiğine göre ise; ilk insan ve Peygamber olan Hz.Adem babamızla başladığını anlıyoruz. Tarih içinde öyle hadiseler yaşanmıştır ki; okumayınca haberimiz olmuyor, haberimiz olmayınca da geçmiş ile gelecek arasında köprü kuramıyoruz. Tabiri caizse ot gibi yaşıyor ve Tarihini bilip sahip çıkan soysuzların maskarası ve zulümü altında inim inim inliyoruz. Ot bile bir gaye için yaratılmış bir varlıktır. Allah (C.C) Hz hiçbir şeyi sebepsiz yaratmamıştır. Herşeyin yaratılmasında bir sebep ve hikmetler vardır.
       Millet olarak geçmişimizde ve Tarihimizde öyle gurur ve iftihar duyacağımız hadiseler vuku bulmuştur.Fakat çok geçmiyor ki; bu birlik ve beraberliğimizi çekemeyen şer odakları ve Haçlı güruhu (Şeytanın yolunda olan aşağılıklar) şucu-bucu sıfat ve yakıştırmalarıyla aramıza nifak tohumları ekmekte bunda da çok acıdır ki başarılı olmaktadırlar. Bu Şer odaklarına verilecek en güzel cevap ecdadımızın yolunda olmak (dosdoğru-sırat-ı müstakim olan) ve onların Tarihini okumak,onların yaşadıkları hayat ile hallenmektir.Yoksa maazallah Tarihin değirmeni bizi öğütür geleceğimiz olamaz. Bizi birbirimize bağlayan değerlerimizin başında Din,İman,Vatan ve Mukaddesiyat gelmektedir.Bu değerler bizi diğer millet ve kültürlerden ayıran ve üstün kılan meziyetlerdir.
    Tarihimiz ve Kimliğimizi bilebilmek ve anlayabilmek için şanlı Tarihimizde yaşanan destansı bir hadiseyle sözlerime devam etmek istiyorum. Çanakkale Harbi  ile alakalı okuduğum kitaptan anlayabildiğim kadarıyla bahsetmek istiyorum . Çanakkale’yi geçilmez yapan,Çanakkale’yi Çanakkale yapan ruhu anlamak ve anladığını yaşamaktan geçen gaye ile Tarihimize ışık tutan ve geleceğimize köprü olan bir hadiseyi anlatacağım.
    ‘’1957 Yılında İstanbul Tıp Fakültesinden mezun olan Dr. Ömer Musluoğlu’nun A.B.D.’de yaşamış olduğu anısını paylaşmak istiyorum. Bir gün Dr. Ömer A.B.D.’de hastanede 75 yaşında kanser hastası  olan  hasta ile karşılaşır. Hastası olan yaşlı adamdan kan alabilmek için kolunu sıyırdığında Adamın sol kolu pazusunda Türk Bayrağı dövmesi olduğunu görünce şaşırır ve hayretler içinde sorar: Siz Türk’müsünüz ? Yaşlı adam der ki; değilim. Ben Avusturalya’lı bir Anzak’ım. Dr. Ömer yaşlı adama koluna dövme olarak neden Türk Bayrağı yaptırdığını sorar:  Yaşlı adam söylemek istemez. Dr. Ömer ısrarla sorunca yaşlı adam dayanamaz ve olanları anlatmaya başlamış.
     Yıl 1915… Çanakkale diye bir yere bizi İngilizler ve Batı Hıristiyanlar olarak Osmanlı’ya karşı savaşmak üzere getirdiler. Bize Şöyle dediler: Barbar Türler bütün Hıristiyan dünyasını yıkıp yakacaklar. Bu savaş çok önemlidir. Birlik olup üzerlerine gideceğiz!...Biz de inandık bu sözlere. Çanakkale’de Savaş o kadar şiddetliydi ki;denize düşen bombalar suları metrelerce yukarı  fışkırtıyordu. Binlerce insan bir anda ve hayatlarının baharında can veriyordu. Savaş öyle bir hal aldı ki; bir ara kendimi Türk’lerin tarafında buldum.Yaralanmıştım ve yaralarımı Türk askerleri sarmıştı.Sonra bana kendilerinin yediklerinden yedirip içirdiler. Ben onların esiri değil misafiriymişim gibi davrandılar. Bu durum karşısında şok oldum.Bana işkence edebilirlerdi yada öldürebilirlerdi. İngilizler ve Batı’lıların oyununa geldiğimi anlamıştım. ‘’Yazıklar olsun bana dedim…’’ Bu asil insanlarla niçin savaşmaya geldik diye dövünmeye ve kendime sormaya başladım.İngilizler ve Batı ne kadar yalancıymış diye anladım.İngilizler ve Batı Osmanlı düşmanıymış diye anladım. Ve yaptıklarımdan nedamet duymaya başladım.
   Neticede savaş bitti.Bizi Türk’ler serbest bıraktı. Bende Vatanıma döndüm. Türk’lerden gördüğüm bu insanlık gereği kendimde koluma Türk Bayrağı yaptırmaya karar verdim. Böylelikle Türk’lere olan vefa borcumu bir nebze ödemek istiyordum.
    Dr.Ömer’e sen Türk’müsün diye soran yaşlı adam: Dr.Ömer’in Türk olduğunu söylemesi üzerine gözleri doldu. Adının Ömer olduğunu öğrenen yaşlı adam ağlamaya başladı. Yaşlı adam anlatmaya şöyle devam etti: Benim adım Josef Miiler’dir. Bundan sonra benim adım Ömer olsun mu? Diye soran yaşlı adama Dr.Ömer ; Senin adın Anzak’lı Ömer olsun dedim. Kısa bir süre susan yaşlı Anzak Ömer,Dr.Ömer’e dönüp bana Müslümanlığı anlatırmısın diye sordu. Kendisine İslamı ve Müslümanlığı anlatmaya başladım. Bir gün bana Kelime-i Şehadet’i öğrenmek istediğini söyledi. Bende anlatmaya başladım. Anlattıkça ağlıyor, ağladıkça rahatlıyordu. Siz Müslümanlar Allah’a inanır ve Tesbih çekersiniz değil mi diye sordu? Bende kendisine doğrudur dedim. Benden tesbih istedi bende kendisine bir tesbih verdim. Hem tesbih çekiyor hemde gözlerinden çağlayanlar gibi yaşlar boşanıyordu.  Birgün hastanenin hoperlörlerinden  bir anons duydum. Dr. Ömer lütfen 217 nolu odaya gidiniz diyordu görevli. Hemen Anzak’lı Ömer’in (Josef Miiler) odasına girdim. Gördüğüm manzara aynen şöyleydi. Hemen yanı başına oturdum.Sağ elinde tesbih, sol kolunda ise Türk Bayrağı ile son anlarını yaşıyordu. Kelime-i Şehadet getirmesi için telkinde bulundum. Anzak Ömer Müslüman olmuştu ve kelime-i Şehadet getire getire vefat etti….’’
     Tarihimize yabancılaşmazsak geçmişimiz de böyle sayısız güzellik ve hadiselerin vuku bulduğunu görürüz. Yaşanan bu hadise Tarihimize ve kimliğimize iftihar abidesi olarak geçmiştir. Tarihimiz şan, şeref ve zaferlerle doludur. Yeter ki; biz tarihimize sahip çıkıp anlayabilmeli ve yaşayabilmeliyiz.
    Kurtulmak istiyorsak, tarihimize sahip çıkacağız. Kurtulmak istiyorsak, Tarihimizdeki iman, azim, irade, fedakarlık ve Aşk ile Dinimizi, mukaddesiyatımızı , tarihimizi ve kimliğimizi korumak için seve seve canımızı feda edebilmeyi düstur edineceğiz. Tarihimiz ve kimliğimizi yitirdiğimiz şu yüzyılda tekrar Çanakkale ruhunu arayacağız, bulacağız ve o ruh ile yaşayıp tekrar aleme Medeniyyet ve Adalet götüreceğiz. İnsanlık ve Alemler tekrar o ruha ve iklime muhtaçtır. Tarihimizi okuyacağız. Nefsimize ve neslimize okutacağız. Okuyup belledikten sonra o ruhla donanıp insan-ı kamil olarak hayat süreceğiz inşallah.Fert fert, aile aile, köy köy, ülke ülke hasılı tüm insanlık adına tekrar Tarih ve kimlik bilinciyle şerefli bir millet ve insan olacağız. Şu fani ve yalancı  dünyadan ukba’ya giderken asıl gayenin Rıza-ı İlahiye’ye mazhar olmak olduğunu düstur edinerek geçmişten aldığımız İslam sancağı ve alkanlara boyanmış vatan bayrağımızı  gelecek nesillere en güzel şekilde bırakmayı şiar edineceğiz. İnsanlar unutulur amma Rıza-ı İlahiye mazhar olanlar ve Tarihine- kimliğine sahip çıkanlar asla unutulmamaktadır. Sözlerimi bitirirken İstiklal Şair’imiz ve Büyük Doğu Şair’mizin dizeleriyle sözlerime son veriyorum.
   ‘’Korkma!...
Cehennem olsa gelen göğsümüzde söndürürüz;
Bu yol ki; HAK yoludur, dönme bilmeyiz, yürürüz.’’M.Akif Ersoy

Mehmed’im sevinin, başlar yüksekte !
Ölsek de sevinin, eve dönsek de!
Sanma bu tekerlek kalır tümsekde!
Yarın elbet bizim, elbet bizimdir!
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir./N.Fazıl KISAKÜREK

Sözümü yakın zamanda yitirdiğimiz üstadımızın şu mana dolu dizeleriyle bitiriyorum.
Geri dönmek yoktur güneş doğmadan
Rahmet nuru karanlığı boğmadan
Hakikat yolunda boyun eğmeden
Gerekirse öleceksin tamam mı / Abdurrahim Karakoç
Selam,sevgi ve saygılarımla. Allah yar ve yardımcımız olsun.

15 Ekim 2012 Pazartesi

GÜNDEM...


GÜNDEM

15 Ekim 2012, 11:01
GÜNDEM
Ahmet Zahid Çardak
 Hayat ve Hayata dair neden yazılar  yazıyorum da gündeme dair bir şeyler karalamıyorum diyenlere meraklarını gidermem açısından şu açıklamayı yapmayı uygun görüyorum.Birilerinin günlük olarak gündemler oluşturduğu şu acayip, vahim ve bir o kadar da garip bir zamanda değil midir ki; günlük gündemlerde hayatın birer parçası?Evet bizim dışımızda ve bir o kadar da içinde olmaya zorlandığımız kimi zaman suni, kimi zamanda hayatın tam merkezinde ve gerçeğinde olan gündemler hayatımızın akışı içinde yerini almakta ve akıp giden zamanda kaybolup gitmektedir.Gündemlere göre değil de hayatımızın akışına göre olan zamanları bir bir tarihin tozlu yapraklarına kaldırıyoruz maalesef.
    Gündem dediğimiz olgu ile zaten yaşayan her ademoğlu gündeme ait malumatı olsun veyahut olmasın kelam-ı hal eyliyor zaten.Hep diyoruz ya eskiden ahh eskiden ne oldu bize de eskiyi sayıklar olduk.21. yüzyıl ve bilim çağı olan şu devirde her türlü imkan,olanak ve nimete sahip iken aynı zamanda da elimizden kayıp giden maalesef farkına bile varamadığımız mazimiz ve değerlerimiz vardı.Güya Medeniyyet Batı Kültürü ile bize bir şeyler kazandıracaktı.Batı’da olmayan Medenilik ve Kültür ile Batı’dan ne alabilirdik ki?Gelinen şu durumda hangi Coğrafya’ya bakarsak bakalım Batı’nın o Medeniyyetsiz, Kültürsüz,vicdansız,insafsız,köhnemiş velhasılı  Üstad Mehmed Akif’in deyimiyle ‘’Garbın afakını sarmışsa çelik zırhlı duvar,Benim iman dolu göğsüm gibi serhaddim var.Ulusun korkma nasıl böyle bir imanı boğar,Medeniyyet denilen tek dişi kalmış canavar.’’(Batı için İstiklal Marşımızda geçen mısralar) düne,bugüne nasılda ışık tutuyor.Bazıları ise hala gaddar Batı’dan medet umuyorlar.Evet maalesef cennet vatanımız Türkiye’mizin her günü ve gündemi Batı’dan belirleniyor. Bir zamanlar her yere bizim ecdadımız kültür, medeniyyet  götürmüşken Batı’nın tüm dünya’da eskiden bugüne kadar yapmış olduğu ve uyguladığı zulümat barbarlık değil de nedir?Hasılı her zaman Batı batarken beraberinde dünya’yı da batırmaktan ve yaşanmaz hal almaktan geri bırakmıyor.
   Yaşadıklarımızı anlayabilmek için çok eski devirleri hatırlamaya gerek yok. Daha 
bundan yüzyıl önce başlamış ve neredeyse 20-30 yıl sürmüş olan Birinci Dünya 
Savaşı öncesi ve sonrasındaki gelişmeleri hatırladığımızda bunu anlamakta güçlük 
çekmeyeceğiz.Yani Batı’yı anlamak ve bilmek için Batı’lı yada Batı sevdalısı olmaya gerek yoktur.
    18. Yüzyıldan günümüze kadar belki güçlü olup birbirimize kenetlenerek ve tarihimize sahip çıkmazsak yarınlarda da Batı’nın boyunduruğu altında ezilip gideceğiz.Maalesef  Batı’nın bu gidişatına dur demenin yolu beraberlik ve birlikten geçer. Batı ile ilgili o kadar çok şeyler yazabilirim ki; bitmez.Batı’yı tanımak ve gerçek yüzünü anlamak lazımdır. Hani  bize yıllardır  çağdaş uygarlık diye tanıtılan, insan hakları! ve demokrasi! şampiyonu ilan edilen batının çirkin yüzünü bir kez daha görüyoruz.
Önceki gün emperyalist çıkarları için 1. ve 2. dünya savaşlarını çıkarıp milyonlarca insanı helak edenler, sonrasında soğuk savaş oyunlarıyla aynı çirkin yüzlerini gösterenler, dün kızılderelilere yaptıkları, dün Vietnamda, dün Japonya’da,dün Bosna Hersek’te, dün Irak’ta ve bugünlerde ise Ortadoğu ve suriye’de halkları başlarındaki idarecileri eliyle özgürleştirmekte ve katletmektedir.İnsanların ve ülkelerin işgaline ve katline razı olanlar, bugünlerde başlayan özgürlükçü müslüman hareketlerine istedikleri yönü verebilmek için her türlü hainliği zalimliği gösteriyorlar.Çıkar ve menfaatinin olduğu heryerde hertürlü yolu mübah sayan Batı ve A.B.D İran ve diğer canavar zalimler Allah’ın kendilerine mazlumlara reva gördükleri zulümlerinin hesabını  sormayacağını zannetmektedirler.
Onlar için insanların özgürlüğü yada iradesi önemli değildir onlar için özgürlük ve insan hakları sadece laftadır. Onlar için önemli olan çıkarları ve bunlara hizmet edecek kadrolardır.
Böyle değilse her türlü zulmü yaparlar çünkü bunların ahlakıda kağıttan kaplandır.
İşte bakın birçok yerde müslümanlar özgürlükleri için mücadele veriyorlar, peki batı demokrasi şampiyonu batı ne yapıyor?
Kralları saltanatları savunmak için ne dümenler çeviriyor? Bakın görün, üstelik saklı ve gizlide değil.
Yıllar önce Irak’a,Afganistan’a demokrasi mi getirdiler yoksa emirlerindeki diktatörlere  hükümet mi kurdular düşünün. Evet başardılar  aynı şeyi Irakta yaptılar.Seçim isteyen, seçimlere ve hükümetlere nasıl müdahale ettiklerini inceleyin.
Batı ahlaksızdır ve ahlaksızlığını ilim ve teknolojiyle kamufle etmektedir, ilim ve teknoloji dahi batının ahlaksızlığının aracıdır.
 Sonuç olarak diyebilirim ki; herkesi tanımak dostu düşmanı iyi bellemek lazımdır.Türk’ün Türk ve Müslüman’dan başka dostu yoktur.

4 Ekim 2012 Perşembe

SEVGİ......



Sözlerime Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla başlarım.
Konu:SEVGİNİN TÜKENDİĞİ ŞU GARİP ZAMANDA SEVGİ AĞACI...


   Bu yazımı şu zamanda ve her zaman en çok ihtiyacımız olan şey olan Sevgiye ayırarak sözlerime sevgilerin kaynağı olan Rabbimizin sevgisi ve muhabbetiyle başlarım.Tevfik bizden takdir ancak O’ndandır.Sevgiyi daha iyi idrak edebilip sevgiyle yaşayabilmemiz için bir kıssayla başlıyorum.
Bir zamanlar, uçsuz bucaksız bir kum çölünün ortasında, yemyeşil yaprakları ile dibine gölge ve serinlik veren bir ağaç varmış. Çölün kavurucu ve acımasız sıcağı, kumları kızdırır ama bu ağacın yeşil yapraklarını kurutamazmış. Kızgın güneş ne yaparsa yapsın, yapraklar hep yeşil ve parlak olurmuş. Güneşin sıcağından bunalıp kaçan tüm hayvanlar, bu ağacın gölgesinde dinlenir, esen rüzgarın tüylerini okşayışına kendilerini kaptırıp, uyuklarmışlar kaygısızca. Ağacın dalları arasına yuva yapmış olan kuşlar, yaprakların gölgesinde güneşten korunup, kanat çırparak daldan dala uçuşur, şarkılar söylermişler mutluluk içinde.
        Çölün ortasında, kızgın kumlarla çevrili bu ağacın nasıl beslendiğini mi merak ediyorsunuz? Söyleyeyim: Sevgi ve mutlulukla beslenirmiş bu ağaç. Diğer ağaçlar gibi topraktaki suyu ve besinleri çölde bulamadığı için, sevgi ve mutluluktan sağlarmış gereksinimini. Bu ağacın sevgiden oluşan besini, diğer tüm ağaçlardan ayrı bir özellik katarmış ona. Yaprakları daha canlı, gölgesi daha serin, gövdesi daha güçlüymüş. Ona "Sevgi Ağacı" derlermiş. Gölgesinde barınan hayvanların sevgisi, dallarında ötüşen kuşların neşesi, ağacı sevindirirmiş. Bu uçsuz bucaksız çölde işe yaradığını anlayıp, daha çok sevgi ve mutluluk yaymak için yaşarmış. Güneş bile, o kavurucu sıcağını tüm çöle yayan, suyu buharlaştıran, toprağı kurutan acımasız güneş bile, ona sevgi ile eğilir, ışınlarını ağacın üstüne yansıtmamaya çalışırmış. Ağaç, dibindeki hayvanların sevgisi çoğaldıkça büyür, büyüdükçe dallarını açar, yapraklarını kabartır, daha çok gölge yapmaya çalışırmış. Rüzgar da onu pek severmiş. Çölde köşe bucak dolaşıp, kumları öfkeyle bir yerden ötekine savurup duran rüzgar bile, ağacın çevresine gelince yumuşar, gölgesinde uyuklayan hayvanları serinletmeye çalışırmış. Hafif hafif estikçe, ağaç da yapraklarını sallar, çöl sıcağını uzaklaştırırlarmış el birliğiyle.
        Çöl ortasındaki Sevgi Ağacı, gölgesinde yaşayan hayvanların sevgi ve mutluluğu ile beslenip büyürken, gölgesindeki hayvanları da mutlulukla doyururmuş. Ağacın gölgesinde kedi ile fare kucak kucağa uyurken, köpekler kedilerin tüylerini yalarmış.         Ağacın gölgesi büyüdükçe, altında daha çok hayvan barınır olmuş. Ağacın yaprakları büyüdükçe kalp biçimini alıyor, sevgi ile çarpıyormuş "pıt, pıt" diye.
        Bir gün, tüm havyanlar Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluk içinde yaşayıp giderken, uzaktan bir tilkinin kumlar üzerinde sürünerek ağaca doğru geldiğini görmüşler. Hepsi birden el etmişler tilkiye, "Çabuk yürüsün, ağacın gölgesine sığınsın" diye. Tilki tam ağaca yaklaşacağı sırada, sıcak çöl güneşi onun tüm gücünü emivermiş. Zavallı tilki, bitkin bir durumda kumlar üzerinde serilip kalmış boylu boyunca. Hemen üç küçük çöl faresi, kumların arasında yuvarlana yuvarlana, ölmek üzere olan tilkiye koşmuşlar. Kuyruğundan ve ayaklarından çekiştire çekiştire, ağacın gölgesine taşımışlar onu bin bir güçlükle. Tilki kendinden geçmiş bir durumda, ağacın gölgesinde hareketsiz yatarken, tüm hayvanlar sevinç çığlıkları atmışlar: "Yaşasın tilkicik kurtuldu" diye.
        Hepsi de Sevgi Ağacı'nın gölgesinin tilkiyi iyi edeceğini, bitkin ve baygın yatan tilkinin bir süre sonra kendine geleceğini biliyorlarmış. Sevgi Ağacı, çevresindeki hayvanların düşündüklerini doğrularcasına, kalp biçimindeki yapraklarını eğmiş tilkinin üzerine. Dallarını ve yapraklarını sallamış, serinletmiş sıcaktan bitkin düşen tilkiyi. Sonra rüzgar yardıma gelmiş. En yumuşak okşayışı ile serin serin üflemiş tüylerini.         Diğer hayvanlar sevinç gösterisini sürdürmüşler, "Ağaç daha çok beslensin, tilkiyi kurtarsın" diye. Kuşlar cıvıl cıvıl ötüşmüşler, "Yapraklara renk gelsin, pıt pıt kalp gibi çarpsın" diye. Sevgi ve mutluluk ilacını alan tilki, yavaş yavaş kendine gelmeye başlamış. Önce soluk almış derinden. Ciğerlerine sevgi ve mutluluğu çekmiş bir nefeste. Kanı ısınmış. Kuyruğunu sallamış mutlulukla. Ayaklarını oynatmış yavaşça. Kendine gelip gözlerini açınca, çevresinde oynaşan, mutluluk çığlıkları atan hayvanlara bakmış gülümseyerek. Sevgi Ağacı onu iyileştirip, eski gücüne yeniden kavuşunca, kendine gelmiş ve birden ayağa kalkmış. Şöyle bir gerindikten sonra silkinmiş. Tüylerine yapışmış çöl kumlarını temizlemiş daha güzel görünmek ve rahatlamak için. Kumlardan arındıktan, Sevgi Ağacı'nın gölgesinde mutluluğu kana kana içip, kendine geldikten sonra, tüm hayvanlara teşekkür etmiş, yardımlarını esirgemeyip, kendisini hayata döndürdükleri için. Ama tilki bu rahat durur mu? Hayvanların arasında dolaştıkça sinsi sinsi, birinden aldığını diğerine, bire bin yalan katıp, aktarmaya başlamış. Hayvancıklar eskisi gibi birbirlerini sevgi ile okşayacaklarına, birbirlerine hırlamaya başlamışlar. Dişlerini gösterip, bir diğerini kovalamışlar düşmanca. Onların birbirlerine kızıp hırlamaları tilkiyi pek sevindirmiş. Sinsice gülmüş: "Yaşasın, aralarındaki dostluğu yıktım" diye.
        Dostluk ve sevgi yıkılıp, hayvanlar birbirlerine düşünce, birlikteliklerinden doğan güçleri kalmayacak, tilki de bir yolunu bulup, tek tek tuzağa düşürüp yiyecekmiş hayvanları. Kurgusunu sinsice uygularken düşünememiş Sevgi Ağacı'na zarar verdiğini. Hayvanların birbirlerine olan sevgisi ve güveni azalınca, ağaç beslenemez olmuş. Önce yaprakları küçülmüş, mutluluk suyunu içemediği için. Sonra güneşin yakıcı ışınlarına engel olamamış. Küçülen yaprakların arasından sızan ışınlar, gölgesini azaltmış. Barış yok olmuş. Barışın yerini korku ve kuşku almış. Kuşlar dallar arasında kaçışıp durmuşlar, tilkinin tuzağından kurtulmak için. İçlerine bir korkudur girmiş. Korkan kuş ötebilir mi? Susmuşlar hepsi de. Sevgi olmayınca güçsüz kalan ağacın dalları zayıflamış, yaprakları dökülmüş süzülerek. Rüzgar da yardım edemez olmuş ağaca. Sıcak kumlar üflemiş gölgesine.
        Tüm hayvanlar, kum fırtınalarından korunmak için kovuklara sinmişler, birbirlerinden uzak. Kaçışan, kovalanan hayvanlar varmış ağacın tükenmek üzere olan gölgesinde... Bu duygusal yıkımı gören üç küçük fare bir kenara çekilip, aralarında bir plan yapmışlar, diğer hayvanlar görmeden, kimse ne yapmak istediklerini bilmeden, tilki duymadan. Bir gün tilki sıcakta uyuklarken miskin miskin, yanına yaklaşmışlar sessizce. Zayıflamış gölgeden sürükleyerek, kızgın çöl kumunun üzerine taşımışlar tilkiyi uyandırmadan. Sıcak çöl güneşi durur mu? Hemen atılmış tilkinin üzerine. Daha önce yarım kalan işini bitirmiş. Almış tilkinin tüm gücünü. Sıcak çöl güneşi tilkinin gücü ile doyarken, üç küçük fare, zayıflamış gölgenin altında duran diğer hayvanlara seslenmişler. Aralarındaki kavgaya son vermelerini, yoksa sevgi ağacının tümüyle güçsüz kalacağını, kendi sonlarının da tilkininkinden pek farklı olmayacağını anlatmışlar dilleri döndüğünce. Önce hayvanlar homurdanmış ve farelerin sözlerine kulak asmak istememişler, ama her an gücü tükenen Sevgi Ağacı'nın acı dolu yakarışları ve ağlayarak dökülen yapraklarını görünce çaresiz boyun eğmişler söylenenlere. Birbirlerine sarılıp özür dilemişler. Eskisi gibi barış, sevgi ve mutluluk içinde yaşamak istediklerini dile getirmişler ağlayarak. Utanç gözyaşları oluk oluk aktıkça, birbirlerine duydukları kini temizlemiş kalplerinden. Sonra, kıpır kıpır çarpıntılarla sevgi yeniden filizlenmiş. Çiçekler açmaya başlamış kalplerde. Gülmüşler olanlara, kurnaz tilkinin yaptıklarını düşünüp. Kuşlar da ötmeye başlamışlar mutluluğu müjdeleyerek. Aralarındaki sevgi yeniden yeşerince, Sevgi Ağacı da susadığı mutluluktan içmiş kana kana. Böylece Sevgi Ağacı yeniden canlanıp büyümeye başlamış. Hem de eskisinden daha güçlü ve daha görkemli olmuş... Yaşamları eski günleri aratmayıp daha da iyi olunca tüm hayvanlar bir araya gelmişler. Bir tanecik Sevgi Ağacı'nı korumak istemişler. Onu her yere yaymak için kuşlar görevlendirilmiş. Kuşlar sevgi ağacının tohumlarını uçurup, her gittikleri yere dikeceklermiş. Böylece, Sevgi Ağacı bir yerde solup, yok olmaya yüz tutsa da, bir başka yerde büyümeye devam edebilecekmiş. Sevgi Ağacı'nı olası tehlikelerden uzak tutmak ve onu daha güvenle büyütmek için, görünmez yapmaya karar vermişler. Kuşlar, görünmeyen Sevgi Ağacı tohumlarını, dünyanın her yerine yaymışlar. Zamanla her yerde Sevgi Ağaç'ları büyümüş, kocaman yaprakları, upuzun dallarıyla birbirlerini kucaklamışlar, "Tüm sevgiler ve mutluluklar birleşsin, birbirlerinin gücüne güç katsın" diye.
Dünya üzerinde bir yerlerde, kuyruğunu sallayan köpeğe sevgi ile yaklaşıp, onun tüylerini okşayan birisini görürseniz, bilin ki oralarda Sevgi Ağacı vardır. Dallarını eğmiş, kalp biçimdeki yapraklarıyla sevgi pınarından içiyordur. Sevgi Ağacı'nı, el ele gezen, birbirlerini seven, kucaklayıp öpen insanların arasında da görebilirsiniz. Onların sevgisi ile beslenip, mutluluk gölgesi altında onları koruyordur. Sevgi Ağacı'nı göremezseniz, hemen utanç gözyaşları ile kalbinizdeki kini ve kötülükleri yıkayın. Kalbinizde sevgi filizleri açılsın. İnsanları, hayvanları ve doğayı sevin. O zaman her yerde yemyeşil Sevgi Ağaç'larını görürsünüz. Sizi yakıcı güneşten, tilkinin sinsi kurnazlıklarından korumaya çalışır. Size sevgi ve mutluluğun gölgesini, serinliğini sunar. Onun gölgesinde, doğal sevginin mutluluğu ile yaşarsınız sonsuza değin.
                                      04 Ekim 2012 Perşembe

                                      Ahmed Zahid ÇARDAK  (Mahlasım:Ali MarufERSEVER)               
Cep:0532 222 06 01 Düzce/İstanbul

3 Ekim 2012 Çarşamba

EFENDİM (SAV)


Yokluğunda seni özledikhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Sana değen rüzgarı, seni örten bulutu özledikhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Özlemeyi, özlenilmeyi, sevmeyi, sevilmeyi, sevindirmeyi, sevindirilmeyi özledik Efendimhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Aşkı, gözyaşını, müsamahayı, ahlakı, adabı, ihsanı, irfanı, iz’anı, feraseti, basireti, şecaati, celadeti, adaleti, meveddeti, muhabbeti özledikhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif http://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

İzzeti, hikmeti, fıtratı, şefkati, hürmeti, devleti özledikhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Senden sonra tefrika meşrebimiz, taklit mezhebimiz, cehalet mektebimiz, atalet fıtratımız, hamakat şöhretimiz, ihanet sıfatımız, küffar velinimetimiz olduhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Efendim,

Sen kendini ‘abduhu ve rasuluhu: O’nun kulu ve elçisi’ olarak takdim etmiştinhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Sana iman eden bazıları sana hürmet adı altında seni kulluktan ‘kurtarıp’ melekleştirerek hayattan dışladılarhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bu ifrata karşı başka bazıları da tefrite sapıp seni ‘güzel örnek’ olmaktan çıkarıp bir ‘postacı’, bir ‘ara kablosu’ seviyesinde görerek hayattan dışladılarhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Bunların hepsi sana iman ediyorduhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Ama seni hayatımızdan çıkarmanın ızdırabını çektirdiler bizehttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bu işi, göğe çekerek ya da yere sokarak yapmaları sonuçta hiçbir şeyi değiştirmedihttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Allah seni ‘güzel örnek’ olarak gösterdihttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Sen, Kur’an’ın konuşanı, yürüyeni, hareket edeniydinhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Tıpkı bir an­nede spermin insana, bir ağaçta suyun meyvaya, bir arıda tozun bala, bir tavukta darının yumurtaya, bir koyunda samanın süte dönüşmesi gibi, ayetler sende hayata dönüşüyorduhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Allah ısrarla seni örnek gösterirken, birileri ısrarla ‘kitab’ı, kitapları örnek göstermekte direndilerhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Öylesi işlerine geliyordu, cansız bir nesneyi örnek edinmekle, canlı bir insanı örnek edinmek aynı olur muydu?

Efendim ,

Kitapsızlıktan değil, ‘peygambersizlikten’ kırıldıkhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Yokluğumuz pey­gamber yokluğuhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Seni hatırlatan, seni andıran insanların hasretim çekiyoruzhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Çocuklarımız peygamberi sorunca ‘evladım onun ahlakı tıpkı fa­lancanın ahlakı gibiydi’ diyeceğimiz insanlar yok denecek kadar azhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

İnsanlık destanıyla yaşıt olan vahiy sürecinde birçok kitapsız peygamber gelmişti de, bir tek ‘peygambersiz kitap’ gelmemiştihttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Sayemizde yaşlı dünya ona da şahid oldu efendimhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Peygambersiz Kitab’a, Muhammed aleyhisselamsız Kur’an’a da şahid olduhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Şimdi Kur’an mahzun efendim , Kur’an öksüzhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Seninle Kur’an’ın arasını ayırdık, etle tırnağın, toprakla to­humun, anayla evladın arasını ayırır gibihttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Gel de bir bak Efendim, bu mazlum ümmetin hali pür melalinehttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bıraktığın din tanınmaz hale geldihttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bıraktığın sitenin harabelerinde baykuşlar tünedihttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Gün geçmez ki ümmetin coğrafyasından feryat yükselmesin, oluk oluk kan akmasınhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Bir olarak bıraktığın ümmetin kaç parçaya ayrıldığının sayısını onu parçalayanlar dahi unuttuhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Bıraktığın kutlu mirası hovarda mirasyediler gibi parçalayarak paylaştık Efendimhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Nebevi mirasın irfani ve ahlaki boyutuna bir hizip, ilmi ve fikrî Boyutuna bir başka hizip, siyasî ve hareketi boyutuna ise daha başka bir hizip sahip çıktıhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Yüzyıllardır tüm bu hizipler ellerindeki parçanın ‘bütünün kendisi’ olduğunu iddia etmekle ömür tükettilerhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif ‘Her hizip ellerindeki parçayla övünüp durduhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif’ Hepimiz hakikatin merkezine kendimizi oturtup ‘hak benim’ dedikhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Oysa ki Efendim, bazen parçalanan hakikat hakikat olmaktan çıkarhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Ait olduğu bütün içerisinde anlamlı olan bir parça o bütünden ayrılınca anlamsızlaşabilirhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Bunu farkedemedik Efendim http://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Efendim ,

İsrailoğulları, peygamberlerini katlediyorlardıhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Biz de senin güzel hatıratını, emanetini, adını ve sünnetini katlettikhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Seni katlettik Efendim http://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Kimilerimiz için sen hiç ölmedin, o ender bahtiyarlar seni hep içlerinde, işlerinde, hayatlarında, düşüncelerinde, duygularında, eylemlerinde, evlerinde yaşattılarhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Kimilerimiz içinde sen hiç doğmadınhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Onlar hep senden mahrum yaşadılarhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif Şol mahiler ki derya içreydiler, deryayı bilmedilerhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Varlığının kaç bahara bedel olduğunu bilmeyenler yokluğunun ıstırabını nasıl duysunlar Efendim ?


Seni çok seviyoruz, seni çok özlüyoruzhttp://www.mumsema.com/images/smilies/nokta.gif

Bize kırgın mısın Efendim ? 



Mustafa İslamoğlu
07:15 Saat.
04.10.2012 Perşembe