20 Kasım 2012 Salı

ZULME SESSİZCE HAYKIRMAK!


ZULME SESSİZCE HAYKIRMAK!   
 Dünya kuruldu kurulalı hep Hak ile Batıl (Haklı ve İslam’dan yana olan ile Şer şeytanın askerleri) mücadele içinde bulunmuştur.Bu mücadelede zamanla metod ve usüller değişkenlik göstermiştir. Ama mücadele asla bitmemiştir ve kıyamete değin devam da edecektir. Bu yani Münafıktır. Tıpkı Alemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz (SAV) zamanındaki ortaya oynayan Münafıklar gibi. Neyse konumuzu dağıtmadan devam edelim.
     Eskiden hiçbir şeye sahip değildik. Zamanla varlık sahibi olduk.Batı’ya açıldık tabiri caizse Batı’lılaştık.İsraf ve zevkü sefa içinde yaşamaya başladık. Kendinden başkasını tanımayan ve başkasından bi’haber olan topluluk haine geldik. Tabiki de bu bizim Medeniyyetimizde olan bir durum olmayıp, Batılılaşma sevdasıyla bu hale geldik.Batı’dan İlim alacağımıza kültür ve yaşam tarzını aldık. Batı bizi kültürüyle uyuşturuken bir taraftanda bizi bağlarımızdan ve güzel hasletlerimizden kopardı.Bizi biz yapan özümüzle sözümüzün bir olmasını bir kenara fırlattık.Batı’nın Batmışlık ve kokuşmuş kültürü ve Medeniyyetiyle Medeni ve Kültürlü olduğumuzu zannettik.Ama yanıldık.Yanıldığımızıda kabullenmeyip hala peşinden gitmekte olduğumuz Batı bize şamar vurdukça daha çok bağrımıza basar olduk.
     Hep akil ! kişiler, bilge ve Profösör kişiler! Bilirkişiler bilir deyip peşlerinden adeta koşarcasına gitmeye devam ettik. Batının içimize ektiği elit tabakayı kendimizden zannedip onlara uymaya ve uyumaya devam ettik. Bu uyuma ve uymanın ilerde başımıza dert olacağını unuttuk. Tabiri caizse Batı’dan gelen merkep’te olsa hep baş tacı yaptık. Bizim Medeniyyetimizi ve tarihimizi elimizin tersi ile iterek Medeni ve çağdaş olduğumuzu zannettik. Bizi idare etme yöntemleri olarakta Batıdan alınan çakma Demokrasi ve Laikliklerle yönetilmeyi hazmettik. Değişim ve dönüşüm serüvenimiz öyle başladı ki; Limandan ayrılalı çok olmuştu. Geri dönmekte artık imkansızdı.Evet Batı gemisine binmiştik. O gemi su alıyordu ve bizde içinde bulunuyorduk. Gemi su alıken hiçbir şey yapmayıp ( Tarihimize geri dönmeyip- Tarihimizi doğru okumayıp) batmayı bekledik. Ne oldu sonra Batı o gemiden bir şekilde sıvıştı ve o gemide İslam ümmeti olarak (60 küsur Müslüman Ülkeyi kasdettim) kalakaldık. Gemi batarken etrafa naralar atarak; ya kahrolsun demeye başladık yada yetkililer sözbirliği yapmışçasına şiddetle kınar oldular.Kınamak veya kahr’olsun demekle kurtulacağımızı sandık. Ama nerde hata yaptık diye hiçbir zaman kendimize sormadık. Hep bize zulüm yapanı sorguladık. Sorgularken hesap sorma ve çözüm konularında birlik olamadık. Herkes heryere çekti. Doğru dürüs beraber olmayı bile beceremedik. Neyse eskilerin bir sözü vardır: Çok söz aptala anlatılırmış.Abdal olan az sözle anlarmış.Kimisi lisan-ı hal ile,kimisi de lisan-ı kal ile konuşurmuş.Lisan-ı hal te'sir eder.Okumadan, Okuduğunu anlayıp hayatına tatbik etmeden bu zillet ve zulümden kurtulamayız. Başkalarından bir şeyler bekleyeceğimize kendimizden başlayarak fedakarlıkla biribirimize kenetlenerek (tıpkı Bedir savaşı  ve Çanakkale savaşındaki gibi) bu imtihanı başarı ile vermemiz gerekir.
     Çocukların günahı nedir?Bu hep söylenir, dillenir ama yine de günahsız Çocuklar senelerdir bu acılardan beslenir.Nasıl yaşatılır bu acı çocuklara, bir çocuğa nasıl kıyılır Allah aşkına?
Nasıl elinden alınır dağ gibi babası, annesi, dayısı, kardeşi
Savaş, terör, kavga nasıl yankı bulur acaba bir çocuğun dünyasında…
Ayrıca bir çocuğun, Gazze’de ya da Tel-Aviv’de doğmuş olması bu gerçeği değiştirirmi sizce?
Gözünü kırpmadan, kadın çocuk demeden öldürenler, nasıl öperler kendi çocuklarını ve nasıl bakarlar eşlerinin yüzüne, nasıl yemek yerler acaba o evde huzur içinde?Merhamet damarları kesilmiş insanlar, acaba nasıl nasihat ederler sevdiklerine?Yavrum ‘şu kötüdür’ dedikleri hangi kötü daha kötüdür kendi ettiklerinden.
“Masum insanları öldürmenin en masum gerekçesi” ne olur ki acaba?
Dağdaki teröristle, Suriye’nin ya da İsrail’in benzerlikleri şaşırtmaz mı sizi de?
Hep aynı kaynaktan beslendikleri dikkatinizi çekmez mi hiç?
“Gözyaşı ve kan” nasıl bir zafer getirir acaba zafer kazanacaklarına inanan o
beyinlere.
Bugün sevdikleri ve umutları ellerinden alınmış yaralı çocukların, yarının dünyasına nasıl bileylendiklerini bir düşünsene!!!
Terör acımasızdır, terörist acımasızdır hele terörist devlet; acıma hissinden tamamen kopmuş ve canavarlaşmıştır.
Yarın kendi çocuklarını da boğacak bu kin, geride dişleri kenetli yüreği yaralı çocuklar
bırakmaktadır.
Hangi çocuk hak eder bu kansızlığı, hangi çocuğun yetim/öksüz bırakılışına
değer, yeryüzünün en değerli kara parçası.
Hiç dikkatinizi çekmez mi bu çocukların ekranda ya da fotoğrafta, yaşıtlarının aksine o gözlerindeki dehşet dolu bakışları, içindeki acıdan yüzünde oluşmuş yorgun ve yaşlı iz pınarları. Yeni Dünya, kinle dolu sevgiden mahrum çocuklar bırakıyor yarına, dün Bosna’da, Bulgaristan’da, bugün Arakan’da, Humus’ta, Gazze’de ya da teröre bulanmış ellerden öz vatanımın coğrafyasında…
Evet çocukluğumdan beri Kahrolsun İsrail çığlıkları her füzede bir kez daha
yankılanıyor ve ne hazindir ki sadece Filistin kahroluyor.
Srebrenitca kahroluyor, Erbil kahroluyor, Felluce kahroluyor, Humus kahroluyor ama
Kahrolsun dediklerimizin hiç biri kahrolmuyor…
Demek ki; Kahrolsun demekle kahrolunmuyor…!!!
Kahrolsun diyenler senelerdir sadece slogan atıyor, küfrediyor, birlik olmuyor.
Birlik olamadığı için de orada dirlik olmuyor…
Kahrolması gerekenler ise bu acımasızlık için gece gündüz çalışıyor, üretiyor,
kazanıyor, bilinçleniyor, haksız davalarında birlik olurken aralarına nifak girmiyor. Ekonomisini arttırıyor, teknolojisini arttırıyor, acımasızlığın sistemini güçlendiriyor sonra o güçle beraber de kendine daha güçlü çevreler ediniyor…Böyle olunca da gerçek terörist masum, gerçek masum terörist oluyor.Güç kimde ise o haklı oluyor (Şener Şen’in “Namussuz Namuslu” filmi sanırım hatırınızdadır.)
Bir avuç İsrail’in bu yaptığı direk zulüm ve çağdışılık iken, gelişmiş dünya ülkeleri İsrail haklı diyor.
Oysa ki; İsrail’in haksızlığını ve ne olduğunu ‘O’nlar öz çocuğunu tanıdığı gibi
tanıyor.
Öz çocuğunun uykusu kaçmasın diye üstüne titrerken de, masum çocukları uykularında bile korkutmayı, sakat bırakmayı öldürmeyi hiç mi hiç umursamıyor…
Ne diyordu Mevlana ;Dünle beraber gitti cancağızım Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
Ey Ülkemin çocukları;Çok çalışın ama çok çalışın.Aranıza fitne fesat sokmayın, birlik olun, teknoloji çağında en başta siz olun.
Ülkenizin değil Dünya’nın size ihtiyacı var bunu aklınızdan hiç çıkarmayın.
Kurtulursa bu Dünya; sizin merhamet damarlarınızdan dökülecek güçle
kurtulur.
Ak sakallı ataların, Ak pürçekli anaların duası sizlerin üzerine olsun…(Bedirhan Çökçe)
   Sürçü lisan ettiysem,istemeyerek zülfü yare dokunduysam affola.Bu yazdıklarımı önce Mevlam kendi nefsime tatbik ettire.Bir başka yazımda görüşmek üzere….
    İnsanca ve insanca bir hayat ve dünya için kalın sevgi, saygı ve baki muhabbetle….

8 Kasım 2012 Perşembe

GELİŞEN OLAYLARI DOĞRU OKUMAK.



   Dünyamızda ve coğrafyamızda olan olayları doğru okuyabilmek için saf, berrak, tarafsız ve vicdani bir bakışla tasavvur etmek ve anlamaya çalışmak lazımdır. Asırlardan beri süre gelen Hak-Batıl mücadelesi olmuştur. Konumuzla alakalı olarak Dünya içerisinde bulunan insanoğlu iki gruba ayrılır.Hak’tan (Ruhi-adalet-doğruluk-sadakat-inanç vb.durumlar) yana olanlar ve Şeytan’dan (taguti-putlar-nefis vb. durumlar) olmak üzeredir. Bunlardan birincisi ile yani Hak’tan (Rabbimiz C.C) yana olup onun emir ve yasaklarını bilen , bu uğurda hayat süren insanoğlu yaşam itibariyle hayırlı bir insan ve hayırlı bir kul olur. Bu düstur ile yaşamaya devam eden insan hem kendine hem de insanlığa faydalı ve yararlı olur. Cenabı Allah İnsanoğlunu Kur’an-ı Kerim’inde nasıl yarattığını şöyle beyan buyuruyor.’’ Biz; insanı gerçekten en güzel bir biçimde yarattık.’’(Tin Suresi.Ayet:4)
Evet bu Ayet ışığından bakacak olursak insanoğlunun fıtratı mükemmel bir şekilde halk’olmuştur.(yaratılmıştır) Ne varki Cenabı Allah Alemleri yaratmazdan evvel Ruhları yaratacağı zaman kendi katında Melekut Aleminde  ben kendime bir halife yaratacağım diye Meleklere buyurduğu zaman sadece İblis kibirinden ve büyüklük taslamasından itiraz etti ve Allah’ın (C.C) lanetini alarak huzuru İlahi’den kovuldu. Burada yeri gelmişten şunu belirtmek isterim.Kibir ve büyüklenme şeytan’ın hasleti olup, müslümana ve insana yakışmaz. Zira şeytan gibi insanı da helaka götürür. İnsanoğlu Cenabı Allah Zülcelal vel Kemal Hz.nin Halifesidir. Tabiki de Allahın emirlerine uyup, yasaklarından kaçındığı ölçüdedir bu durum. Şeytanın yolunda olmayan her insan Allah’ın kulu ve halifesidir. Köklü bir inanç ve iman ile gönül kalesini sağlamlaştıran insan; Dünya ve Ahiret arasındaki hayatta ( Fani ve Baki) varolacaktır. Varlığında bir aleme inanmak diğerine inanmamak olamaz.Zira iki Alem de (Dünya ve Ahiret) hak’tır ve gerçektir. İnanç ve İman ile hem Dünyasını hem de Ahiretini kazanmak için mücadele edecektir. Dünya; Ahiretin tarlasıdır. Zira Ahirette Dünyanın hasat yeridir.Dünyada ne ekerse insan onu Ahirette biçer. Kainatın Habibi kibriyası Efendimiz (S.A.V) bir Hadisi Şerifinde şöyle buyurmuyor mu? ‘’ (Dünya ahiretin tarlasıdır) . Dünya da Ahirette biz insanoğlu içindir.
    Yazımın başında belirttiğim üzere iki sınıf insan vardır. Birinci sınıf Hayr ve Hak yolda olup, cennete gider. İkinci sınıf insan ise; Şeytanın yolunda olarak cehenneme gider. Allahımız tüm İnananları ve İnsanlığı birinci kısım insanlardan eylesin. Ne hazindir ki; günümüzde (ahir zamanda) tüm insanlık kolay ve güzel olan birinci yol dururken , şeytanın yoluna akın akın koşmaktadırlar.  Cenabı Allah her şeyin sahibi ve her şeyin yegane yaratanıyken; O Mevlaya isyan ve başkaldırı günümüzde revaçtadır. Bunun birinci nedeni;  Dünyayı sevmek ve Öbür Aleme inanmamaktandır.  İkinci nedeni ise; Şeytana tabi olmaktandır. Allah muhafaza eylesin hepimizi.
    Bu yazımı uzatmayacağım. Örnekleri o kadar çoğaltabilirim.Amma Arife tarif gerekmez diye söylemiş büyüklerimiz.  Son günlerde etrafımızda ve ülkemizde cereyan eden olaylar endişe verici boyutlara varmaya doğru hızla gitmektedir. Komşularımızda olan savaşlar, bazı ülkelerdeki afetler, bazı ülkelerdeki iç kargaşalar ve ülkemizdeki  toplumsal olaylar bunlara örnektir. Birileri tarafından organizede edilen olaylar, kimi zaman bireysel eylemler şeklinde de görülmektedir.  Bu olaylarda insanların fıtratından ne kadar da uzaklaştığının ve inancını yitirdiğinin ispatı olsa gerek. İnsanları Dünyaya tamah eder haline getirmek ve maddeperes haline getirmek ne kadar vahimdir. Bu eylemler ve olayları herkes kendi bakış açısnıa göre değerlendirmektedir. Acizane bendeniz de bir düşünür olarak fikir ve görüşlerimi beyan edebilirim. Bu da kendi pencereden gördüğüm farklı bir durumdur. Herkes her şeye bakar, ama herkes aynı göremez. Akıl akıldan, göz gözden farklıdır demişlerdir büyüklerimiz. Komşularımızda olan savaşlar, bazı ülkelerde olan seçimler velhasılı Dünya da olan olaylara kayıtsız kalmak mümkün değildir. Vurdumduymaz ve nemelazımcı olmamız düşünülemez. İnsan isek; Yaratılan her şeye Yaratandan ötürü sevgi ve şefkatle nazar etmemiz elzemdir. İnsani , İmani ve vicdani hassasiyetlerin teknoloji ve Bilgi çağı ! dediğimiz şu zamanda anlamını yetirmiş olması ne hazindir. Çıkar ve menfaatin, para ve şöhretin, riya ve ihtirasın, güç ve zalimliğin, makam ve mevkinin, şarlatanlık ve yalakalığın zirve yaptığı çağımızda bu ve benzeri örnekleri artırmamız mümkündür. Amma fazla söze ne hacet. Burada örnek olarak ülkemizde yaşanan güzel örnekleri de vermek isterim. Nankör değilim amma giderek güzel örnekler bir bir azalmakta ve kötü örnekler artmaktadır. Bu örneklerde alacağımız dersler ve çözüm yolları mevcuttur. Son olarak Başbakanlık önünde yapılan hareketleri tasvip etmememle birlikte irdelememiz gereken durumlar ortadadır. Bu memlekette bu hadiseler yaşanırken siyasiler kayıkçı kavgası vermektedir. Topluma sağduyu ve sabır , birlik ve beraberlik, ahlak ve erdem, iyilik ve paylaşma, nezaket ve samimiyet telkin edeceklerine ne yazık ki;  tam anlamıyla düşmalarımıza karşı memleketimizi ve milletimizi gülünç durumuna düşürüyorlar. Bu siyasilerin hiç birisi biribirinden daha fazla ben bu Vatanı senden daha çok seviyorum iddiasında ve münakaşasında bulunamazlar. Zira mücadele ve yarışları bu Ülkenin değerleri ve her rengiyle, her motifleriyle, her mozaiğiyle velhasılı her dokusuyla  yeksan olmak zorundadır. Bu düşüncelerime katılıp katılmamakta herkes hürdür. Bu ülke; her ferdinindir. Bu Vatan; ilanihaye Dünya var olduğu müddetçe paylaşılamayacaktır. Bu Cennet Vatanımız yerin üstünde olan kadar , yerin altında sıradağlar gibi yatanlarındır da. Yeri gelmişken söyleyeyim: Üstad Necip Fazıl’ın dizelerinde söylediği gibi; ‘’Allah’ın on pulunu bekleye dursun on kul, bir kişiye tam dokuz dokuz kişiye bir pul. Bu taksimi kurt yapmaz, kuzulara şah olsa. Yaşasın kefenimin kefili kutsi imza.’’ Dünyayı yaşanmaz hale getirenler ne yazı ki; Şeytana tapanlar ve onun ordularıdır. Kim bir insan hakkında kötü düşünüyorsa ( kötü ve Şeytana tabi olmuş müstesna) kendisidir kötü veyahut içindeki kötü taraftan bakıyor demektir. Herkesten iyi olmasını bekleyemeyiz amma kötü insan olmamak ta bir nebze insanın kendi iradesindedir.  Allah iki yol göstermiş; doğru yol ve eğri  yol. Muhakkak ki olması gereken doğru yolda sabit ve daim olmaktır. Sözlerimi mecrasından uzaklaştırmadan toparlayacak olursam: Doğru yolun yolcuları ilk İnsan ve babamız Hz.Adem ile başlayıp Efendimiz (S.A.V) dahil günümüze kadar ve kıyamete kadar devam edecektir. Rabbimizden Doğru yol olan (Sırat-i Müstakim) yolda bizleri varetmesini ve bu uğurda emanetini teslim ederek huzuruna rızasını kazanmış olarak varabilmeyi niyaz ve temenni ediyorum. Diğer yol ise ; Şeytanın yolu hüsran ve mahvoluştur. Ebedi Alemde mahvoluş.
    Sözlerimi bitirirken İnsanlığın babasının bir olduğunu birdaha hatırlatarak,  ‘’Elif okuduk ötürü, Pazar eyledik götürü, yaratılanı hoş gör, yaratandan ötürü ‘’ sözleriyle Hz.Yunus Emre , ‘’ Yürü bre yalan dünya ,Yalan dünya değil misin ,Hasan ile Hüseyin'i ,Alan dünya değil misin , Bak şu kışa, bak şu güze .Ciğer kebap oldu köze ,Muhammed'i bir top beze ,Saran dünya değil misin,
Pir Sultan'ım ne yatarsın ,Kurmuş çarkını dönersin,Ne konarsın. ne göçersin Kalan dünya değil misin ‘’
Diyen Pir Sultan’ın sözleriyle yazımı noktalıyorum. Yazılarım bir çok yere ulaşamayacak biliyorum. Belki yerine ulaşmayacak amma Hz. İbrahim (A.S) ateşine su taşıyan karınca olabilmek için mücadele ediyorum. Ne kimsenin alkışlaması ne de kimsenin kötülemesi umurumda. Önce kendi nefsime Söylüyorum. Bedirhan Gökçe’nin ‘’Elif olmak, Mehmed  olmak isimli  30 Ağustos 2012 tarihinde yazmış olduğu şiiri paylaşmak isitiyorum. Bizi biribirimize kenetleyen bağımızı dile getiriyor.Bendeniz Sırat-ı müstakim  yolunda bir karınca kadar olabilmek ve bu uğurda ölebilmek derdindeyim. Tek derdim ve hayat düsturum budur.
   Yaşanabilir bir Dünya ve yaşanabilir bir alem için;
Sevgi, saygı, muhabbet ve İnançla mutlu yarınlara…..
Selam ve Hürmetlerimle….

4 Kasım 2012 Pazar

BAYRAM VE KAYBOLAN DEĞERLERİMİZ:BİR BAYRAMIN ARDINDAN...



     Cenabı Allah Zülcelal ve tekaddes hazretleri  Alemleri yaratmazdan evvel  ilk yarattığı  ruh kainatın serveri Efendimiz (S.A.V) ‘in ruhudur.Sırlarla dolu olan bu durum Alemlerin yaratılmasına bir vesile olmuştur.Alemler yaratıldığı zaman insanoğlu ile beraber çeşitli mahluklar ve alemler yaratılmıştır.Bizim inandığımız Dine ve İnanca göre ilk insan, ilk peygamber, ilk halife, ilk akıl nimeti bahşedilen canlı ve varlık sadece ademoğludur. Ademoğlu varlık alemi içinde en müstesna ve değerli bir varlıktır.Kıymetini ve değerini Alemlerin sevgilisi olan Habibi Kibriya (S.A.V) ‘den alan insanoğlu Sevgililer sevgilisini(S.A.V)  bilip onun yolunda olursa ve O’nun sünnetine ittiba (tabii) olursa Eşref-i Mahluk (Mahlukatın enşereflisi) olur,şayet tam tersi  olursa  esfale safilin (sefillerin sefili-hayvandan aşağı) varlık da olabilir.Konumla alakalı olan bu girişgahımı açıkladıktan sonra esas meseleme gelmek istiyorum.Allah (C.C) Kur’an-ı Kerim’inde bizlere şöyle buyurmaktadır: Şüphesiz biz sana Kevseri verdik. O Halde, Rabbin için namaz kıl, kurban kes. Kevser Suresi 1 ve 2. Ayet
Gelsinler ki, kendilerine ait bir takım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin. Hac Suresi 28. Ayet
Her ümmet için, Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği hayvanlar üzerine ismini ansınlar diye kurban kesmeyi meşru kıldık. İşte sizin ilahınız bir tek ilahtır. Şu halde yalnız ona teslim olun. Alçak gönüllüleri müjdele! Hac Suresi 34. Ayet
Biz, (İbrahim’e) büyük bir kurbanlık vererek onu (İsmail’i) kurtardık. Saffat Suresi 107. Ayet

      Varlığın ve her şeyin mutlak sahibi olan Hz.Allah (C.C) yarattığı ademoğluna verdiği değeri  ve şerefi bildirmek için bir peygamber,bir rehber ve daha da önemlisi kendi kelamını (Kur’an-ı Kerim’i) göndererek apaçık şekilde göstermiştir.Allah Zül celal veTekaddes Hazretleri insanoğluna bu kadar önem ve değer verirken insanoğlu ne kadar da tuhaf bir varlık değil midir? Evet  biz acaip varlık olduğumuzu halikımız olan (Yaratanımız-Mevlamız) Ayeti Celilesinde şöyle buyurmuyor mu? Yazıklar olsun insana; ne kadar da nankördür! (Abese 17) Bu nankörlüğümüz nefsimizden kaynaklanan bir durumdur.Nankörlüğümüzü gidermenin yolu; Ruhumuzu Manevi ışığıyla aydınlattığı Kalp ve Akıl nimetini yaratıcının emir ve güzellikleriyle doldurarak mazhar olabileceğimizin bilincinde olmalayız.Nefsin ve cesedin gıdası nasıl yiyecek,içecek,uyku vs. bilimum ihtiyaçlar ise; Ruhun da gıdası vardır. Nefsi besleyip Ruhu aç bırakınca tüm sıkıntılar ve dertler ortaya çıkmaktadır.Kısacası varlığın ve her şeyin sahibi sebepsiz ve manasız hiçbir şey yaratmamıştır.Bayramlar da onlardan bir tanesidir.Bayramlar Rabbimizin insanoğluna bir hediyesidir. Rabbimizin insanı başıboş bırakmadığının vesikasıdır, bayramlar. Rabbimizin insana yüklediği (taşıyabileceği kadar-gücünün yettiği) sorumluluk ve kulluğun karşılığı olan bir hediyedir, bayramlar.Ne dağlar ne de başka bir varlık Yüce Mevlamız (C.C) verdiği halifelik yükünü kaldıramazken sadece ve sadece insanoğlu bu ulvi ve kudsi yükü omuzlarında taşıyarak Alemlerin sahibinin lütfuna mazhar olma şerefine nail olmuştur.Cenabı Allah Hazretleri Yüce Kitabında şöyle buyurmaktadır: "...Allah size herhangi bir güçlük çıkarmak istemez; fakat sizi tertemiz kılmak ve size ihsân ettiği) nimetini tamamlamak ister; umulur ki şükredersiniz." (5/Mâide, 6).’’Bu ulvi ve Mukaddes yükü sırtında taşıyabilen gönül erlerine ne mutlu.Yük ağır gibi gözükse de O’nun lütfu ve Takdiri sayesinde yükü hafifletmeside, yükü taşıyabilme kuvveti vermesi de  kendi inayeti ve ihsanıyladır.O’nun inayeti ve nusreti olmadan aciz ve zavallı ve bir o kadar da garip ademoğlu yükü taşımak yada yükü taşımamak arasında kendisine verilen irade ile: ya eşref- mahluk ya da esfela sefilin olabilir.Hayatımızı mana itibarıyla bu dünyadan ibaret saymak yanlıştır.Bilen ve düşünen her akıl sahibi iki alemin olduğunu idrak edebilir.O’nun gönderdiği Kelamullah (Kur’an-ı Kerim) ve Rasullerine ittiba eden dosdoğru yolu olan sırat-ı müstakim üzere yaşayanlar O’nun hediye eylediği Bayramları sevinç,mutluluk ve beraberlik içinde idrak ederler.Bayramlar;  Mevlamızın (C.C) Adaletli bir şekilde tüm Ademoğluna verilmiş bir hediyedir.Bayramlar; coşku ve sevincin,özlem ve sevginin, paylaşmak ve kulluğun bir izahıdır.Bayramlar; Kurban olmaktır.Kurban olmak; kulluğa tabii olarak varlığın sahibine insanoğlunun kendisini sunmasıdır.Kurban olmak;  Bayramların neden verildiğini anlamadan ve bilmeden bayramları yaşamak anlamsızdır.Bayramlar Hz. İbrahim olmaktır.Bayramlar Hz. İsmail olmaktır.Bayramlar kurban olmaktır.Bayramlar sırların sırrına mazhar olmaya açılan ulvi kapıdır.Hz.İbrahim ve Hz. İsmail olabilmek ve Hanif üzre olabilmektir Bayramlar.Bayramlar şeytana başkaldırı ve tağutlara ( nefis-putlar ve şeytanlaşmış insanlara) meydan okumadır.Bayramlar ademoğlunun özüne doğru yolculuğudur.Bayramlar insanoğlunun muhtaciyeti ve acziyetinin vesika-i timsalidir.Bayramlar Alemlere Rahmet olan Efendimiz (S.A.V)’e maşuk olma ve onun sevdiği Rab’bimize kurban olmaktır.Bayramlar hakkında her bayram geldiğinde herkes her şey anlatır,yazar,çizer ve düşünür.İşte eski bayramlar, ahh nerde eski bayramlar? diye hayıflanıp dururuz.Bayramları eskitende, anlamsızlaştıranda, sadeleştirende , duygusuz ve ruhsuzlaştıranda yine maalesef biz insanoğluyuz.Neden mi? Bayramları hediye eden O yüce varlığı maalesef unuttuğumuz ve O Rahman – Rahim olan Mevlaya yönelmediğimiz için çıkmaz sokaklardayız.Bayramları hediye edeni (Hz.Allah C.C) unutan aciz ve nankör insan; bayramları nasıl olurda özüne has ve hazi bir biçimde idrak edebilir ki? Burada yeri gelmişken Üstad N.Fazıl Kısakürek’in şu dizeleri ne kadar da anlatmaya çalıştığım duruma güzel bir misal olmaktadır. ‘’ Ölüm ölene bayram, bayrama sevinmek var; Oh ne güzel, bayramda tahta ata binmek var.’’ Bayramlarımızı bile ayrıştırdılar.Bayramlar Allah’a inananın saadet ve birlik günüdür.Bayramlar İslam Alemi’nin Allah’a birliği ve beraberliğinin sunulduğu kudsi yakarış ve kulluğunun takdim edildiği şerefli günlerdendir.Yeryüzünde fesad çıkarıcı Şeytan ve Askerleri (tağutlar-putlar ve Şeytanlaşmış insanlar) bayramları da mecrasından uzaklaştırmak ve unutturmak için her şeyi mübah (normal) görmektedirler.Bayramları tatil yerlerine akın etmek olarak, alışveriş ve israf çılgınlığı yapmak velhasılı şeytanı sevindirecek,Allah’ı üzecek şekilde yaşayacak şekle getirmişiz veya getirilmesine müsaade etmişiz.Bayramları bize ikram eden Zatı (Allah’ımızı) unutmak, nisyan içinde bulunmak ne kadar bahtsızlık ve acizliktir. Bayramlar hicreti idrak eyleme ve Asr-ı Saadet iklimini teneffüs eylemedir.Bayramlar Hz.Adem (A.S) gibi tevbe eylemektir Mevlaya.Bayramlar Hz Nuh’un (A.S) gemisinin içinde olmaktır.Bayramlar Hz.İbrahim (A.S) gibi Beyt’ül Makdüsü -Beytullahı (Kabe-i Muaazamayı) Tağutlardan (putlardan ) arındırmadır.Bayramlar Hz.İsmail (A.S) gibi Allah’ teslim olmaktır.Bayramlar Kainatın Habibi Kibriyası-Alemlerin serveri (S.A.V) gibi Rabbine Hicret etmesidir.Zulümattan nura doğru ve cehaletten kurtuluşa doğru yola koyulmaktır bayramlar.Bayramlar Efendimiz (S.A.V)’in buyurduğu üzere bir seriyye dönüşü Sahabe-i güzine söylenen; “–Şimdi küçük cihâddan büyük cihâda dönüyoruz!” buyurdular. Ashâb hayretler içinde:“–Yâ Rasûlallâh! (S.A.V) Hâlimiz meydanda! Bundan daha büyük cihâd var mı?” dediklerinde Efendimiz  -Sallâllâhu Aleyhi Vesellem-:“–Şimdi büyük cihâda (nefs cihâdına) dönüyoruz!” buyurdular. (Süyûtî, II, 73) Nefs cihâdı, kalbî eğitim ve mânevî terbiyedir. Gâye, ahlâkı yüceltmek ve insanı mânen olgunlaştırarak “insân-ı kâmil” hâline getirmektir. Bunun yolu da ilâhî hakîkatlerle yoğrulmuş bir akıl, îman ve güzel ahlâk ile tezyîn edilmiş bir kalb, Kur’ân ve sünnetin rûhâniyetiyle taçlanmış hâl ve davranışlarla “tevhîdin mîrâcına yükselerek” kemâle ermektir.’’ Sözlerini hayatına tatbik etmektir.Bayramlar Nefis belasına savaş açıp bir ömür boyu onunla Allah’ın (C.C) İnayetiyle mücadele ve mücahede etmektir. Nefis tezkiyesi ile nefis putunu yıkmaya cesaret ve şecaatle ruhu maddi kirlerden arındırmanın adıdır: bayramlar.Bayramları bayram gibi karşılamak ve idrak etmek ve gayret sarfedebilmek için elzem olan durum ve halleri artırmak mümkündür.Ancak Arife tarif gerekmez sözü gereği Bayramların şuuruna erebilmenin ve Mevla’ya vasıl olmanın yolu nefsi tanımaktan geçer.Mevlamız (C.C) Nefsini bilen Rabbini bilir diye buyurmuyor mu? Tabi ki de evet.O zaman bize düşen nefsi bilerek Rabbe (C.C) giden yolda kul olabilmek ve ölebilmek için yaşayacağız.Esas bayramımız’’Rabbimize vasıl olduğumuz (Rıza-ı İlahiyeye mazhar olarak) zamandır.
   Maalesef İslamı yaşamadığımız ve erdemli, inançlı yaşantımızdan uzaklaştığımız için her şey gibi bayramlarıda sıradan ve içi boş hale gelen bir gün haline getirdik.Silkelenelim ve kendimize gelelim.Kendi Kültürümüzün güzellikleriyle dolacağımız yerde kokuşmuş ne idüğü belli olmayan Batı Kültürü ile biribirimize, vatanımıza, kendimize velhasılı özümüze karşı bir toplum ve fertler olduk. Kurtuluşumuzun çaresi özümüze dönmektedir.Yoksa Allah muhafaza hem bu fani alemdeki bayramlardan da hem de ebedi alemdeki bayramlardan da mahrum olacağız.1.5- 2 milyara yakın İslam Ümmeti iken maalesef nifak tohumlarıyla bayramlarımızda ayrıştırıldı ve uyutularak; içerden kalemiz Haçlı-şer şeytan ve askerleri tarafından ele geçirilmeye devam ediyor.Heryerde ve Dünya coğrafyasında nereye bakarsak bakalım bayramı zehir olan, bayramları ziyan olan insanlar maalesef İslam ülkeleri ve Müslümanlardır.Bir düşünürün deyimiyle: ‘’bize bir nazar olmuş,Cumaa’mız Pazar olmuş, bize hep ne olmuşsa hep azar azar olmuş.’’Efendimiz (S.A.V) în Veda Hutbesinde bize bıraktığı iki şeye (Kur’an-ı Kerim ve Hadisi Şerifleri) sımsıkı sarılarak yaşarsak bayramlar bayram olur.Sözlerimi sevdiğim ve ilham aldığım iki güzel insanın sözleriyle noktalıyorum.
   Bir bayram sevinci olsaydım keşke,Doğuda, Batıda ya da yeryüzünde bir yerde… (B.Gökçe)
Bir bayram sevinci olsaydım keşke,Keşke umudu tükenmiş bir babaya umut olsaydım,Umut olsaydım hastalıktan yatağa düşmüş hastaya,Bir düşmüşe umut olsaydım keşke,Bir üşümüşe soba…Bir bayram sevinci olsaydım keşke,Bir çocuğun kırılmış oyuncağına çare,Bir annenin kırılmış onuruna merhem,Bir babanın kırılmış gururuna el sürebilseydim,Bir hüznü gülüşe çevirebilseydim keşke…Bir günahkara tevbe…Bir bayram sevinci olsaydım keşke,Arakan’da ekmek olsaydım mesela,Afrika’da su,Humus’ta bir yavruya döşek olsaydım,Anasına huzur serseydim her gece.Yer sofraları kurabilseydim,Kurbanlar kesebilseydim bir gece,Bir mazluma neşe…Bir bayram sevinci olsaydım keşke.Kurumuş topraklara yağmur diye inseydim,Rahmet olup yağsaydım her yere,Her yere merhamet götürseydim
Kavgaların arasından sıyrılarak,Taşlaşmış bir kalbe girebilseydim,Ve gözyaşı olarak düşseydim yere
Kurumuş bir yüreğe merhamet olsaydım keşke,Bir bayram sevinci olsaydım keşke,Bir şehit anasına derman olsaydım,Çelik kalkan olsaydım cephede ki yiğide.Kurşunlar değil melekler yağsaydı düşüne,Evlat cenazesi ağır olur.Babalar taşımasaydı evlatlarını,Omzundaki yükü alabilseydim keşke…
Bir bayram sevinci olsaydım keşke,Kurbanlarla girebilseydim tüm gönüllere,Bir parça et götürebilseydim, bir avuç şeker,Benim hissem senindir diyerek,Bir hisse düşürseydim,“Biz niye kurban kesmiyoruz baba” diyenlere,Yüzüne bir gülücük düşürseydim,Yüzünden gülücük düşmüş herkese…Keşke …Ayrılmışları kavuştursaydım,Kırılmışları karıştırsaydımKeşke …Dağılmışları toparlasaydım,Yoksulları barındırsaydım Keşke …Bir bayram sevinci olsaydım da;Gece rahat yatsaydım…
GECE RAHAT YATSAYDIM DA;
Her bayram sabahına umutla uyansaydım,Her bayram sofrasına huzurla ,otursaydım,Her bayram sonrasında gururla doğrulsaydım…
    
Er olmak isteyen serinden geçer
Bir saki elinden badeyi içer
Seç deseler yarin zehrini seçer
Ağyarın balını tatmaz kurbanım

Sözün özü derdi minnet bil cana
Yare can ver ki can yar olsun sana
Serdar isen serini koy meydana
Kurbanlara bıçak tutmaz kurbanım/Serdar Tuncer

Bir başka yazım da buluşmak üzere, sürçü lisan eylediysem şimdiden affola.Kalemin ve varlığın sahibine (Hz.Allah C.C) sonsuz hamd-ü senalar olsun.Akıl ve İman nimetini bize bahşeylediği için…
Sevgi,saygı, samimi muhabbetlerimle ve Yaradana kurban olabilmek tazarru ve niyazıyla….
Bayramımız Alemi insanlık ve Alemi İslama özellikle nefsimizi İslah etmeye (Arınmış kul olarak Mevlaya ) vesile kılması duasıyla….
Ahmed Zahid Çardak Saat:03:23

YORUMA GEREK YOK.AKIL SAHİPLERİNE ANLAYACAĞI LİSAN İLE: DAHA KU'RAN NE DESİN?


Ey insan! Yaşıyorken, hem de Kur’ân çağında;
Çırpınıp duruyorsun, cehâlet batağında.
Kalbin katı… Gözün kör… Başın kibir dağında
Kur’ân sana gel diyor, bak bendedir adresin.
Ey eşref-i mahlûkat!.. Daha Kur’ân ne desin!..
Özgürce seçmen için, iki yoldan birini;
Apaçık bildiriyor, bütün ayetlerini.
Ya Peygamber, ya şeytan…
 Seç diyor rehberini;
Öyle seç ki; sırattan rüzgar gibi geçesin,
İlle şeytan diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!..
Ya Cennet bahçesidir, ya ateştir o mezar,
Mekân var mı dünyada, öyle derin, öyle dar?
Hiçbir şey yakın değil, insana ölüm kadar.
Diyor ki; hesabı var, aldığın her nefesin;
Mezarlar konuşurken..Daha Kur’ân ne desin!..
Malın, mülkün, şöhretin, dünyada herşeyin var;
Ya dünyadan Rabb’ine, götürecek neyin var?
Bana yeter diyorsan, şu üç günlük itibar;
Bir dördüncü gün var ki; çok çetindir bilesin,
Bunlar masal diyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!
Âyet diyor ki; eğer, dağa inseydi Kur’ân;
Paramparça olurdu.. Dağ, Allah korkusundan.
Hangi insan durup da, ibret almaz ki bundan?
Sen ki, bir dağ yanında, ne kadar da cücesin,
Haddini bilmen için.. Daha Kur’ân ne desin!..
O münezzeh ruhundan, ruh vermekle insana;
Erişilmez bir şeref, bahşetti Allah sana,
Ne kadar sevdiğini, buradan anlasana !
Sen ki; taparcasına, kendine kul kölesin,
Nefsini put yapana.. Daha Kur’ân ne desin!..
Bir gün var ki; çok yakın, dağların yürüdüğü,
Göklerin, güneşleri önünde sürüdüğü,
Kâinatı toz duman, dehşetin bürüdüğü;
Kıyâmet senaryosu, oyun değil bilesin;
Hâlâ ürpermiyorsan.. Daha Kur’ân ne desin!..
O büyük mahkemede, bütün diller susacak;
Konuşacak bu defa, göz, kulak, el, kol, bacak.
Uzuvlar birer birer, haramları kusacak;
Açılacak önünde, defterleri herkesin;
Kendine gelmen için.. Daha Kur’ân ne desin!..
O gün, buyruk verenler, buyruğa baş eğecek,
Cehennem öfkesinden, köpürüp kükreyecek,
Ve doldun mu dedikçe, daha yok mu diyecek;
Yandıkça o deriler, değişecek bilesin;
Hâlâ secde yok ise.. Daha Kur’ân ne desin!..
Gör ki, dünya sırtında, nice insan taşıyor;
Kimi yaşarken ölmüş, kimi ölmüş yaşıyor.
Kimi Arş-ı Âlâ’ya dolu dizgin koşuyor;
İşte Cennet.. İşte sen.. Gayret et ki giresin;
Ey! Eşref-i mahlûkat!.. Daha Kur’ân ne desin!..
(CENGİZ NUMANOĞLU)


Rabbim sırat-ı müstakim üzere yaşamayı nasib eylesin.Amin.


04.11.2012/Pazar Saat.23:23