ZULME SESSİZCE
HAYKIRMAK!
Dünya kuruldu kurulalı hep Hak ile Batıl
(Haklı ve İslam’dan yana olan ile Şer şeytanın askerleri) mücadele içinde
bulunmuştur.Bu mücadelede zamanla metod ve usüller değişkenlik göstermiştir.
Ama mücadele asla bitmemiştir ve kıyamete değin devam da edecektir. Bu yani
Münafıktır. Tıpkı Alemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz (SAV) zamanındaki
ortaya oynayan Münafıklar gibi. Neyse konumuzu dağıtmadan devam edelim.
Eskiden hiçbir şeye sahip değildik.
Zamanla varlık sahibi olduk.Batı’ya açıldık tabiri caizse Batı’lılaştık.İsraf
ve zevkü sefa içinde yaşamaya başladık. Kendinden başkasını tanımayan ve
başkasından bi’haber olan topluluk haine geldik. Tabiki de bu bizim
Medeniyyetimizde olan bir durum olmayıp, Batılılaşma sevdasıyla bu hale geldik.Batı’dan
İlim alacağımıza kültür ve yaşam tarzını aldık. Batı bizi kültürüyle
uyuşturuken bir taraftanda bizi bağlarımızdan ve güzel hasletlerimizden
kopardı.Bizi biz yapan özümüzle sözümüzün bir olmasını bir kenara
fırlattık.Batı’nın Batmışlık ve kokuşmuş kültürü ve Medeniyyetiyle Medeni ve
Kültürlü olduğumuzu zannettik.Ama yanıldık.Yanıldığımızıda kabullenmeyip hala
peşinden gitmekte olduğumuz Batı bize şamar vurdukça daha çok bağrımıza basar
olduk.
Hep akil ! kişiler, bilge ve Profösör
kişiler! Bilirkişiler bilir deyip peşlerinden adeta koşarcasına gitmeye devam
ettik. Batının içimize ektiği elit tabakayı kendimizden zannedip onlara uymaya
ve uyumaya devam ettik. Bu uyuma ve uymanın ilerde başımıza dert olacağını
unuttuk. Tabiri caizse Batı’dan gelen merkep’te olsa hep baş tacı yaptık. Bizim
Medeniyyetimizi ve tarihimizi elimizin tersi ile iterek Medeni ve çağdaş
olduğumuzu zannettik. Bizi idare etme yöntemleri olarakta Batıdan alınan çakma
Demokrasi ve Laikliklerle yönetilmeyi hazmettik. Değişim ve dönüşüm serüvenimiz
öyle başladı ki; Limandan ayrılalı çok olmuştu. Geri dönmekte artık imkansızdı.Evet
Batı gemisine binmiştik. O gemi su alıyordu ve bizde içinde bulunuyorduk. Gemi
su alıken hiçbir şey yapmayıp ( Tarihimize geri dönmeyip- Tarihimizi doğru
okumayıp) batmayı bekledik. Ne oldu sonra Batı o gemiden bir şekilde sıvıştı ve
o gemide İslam ümmeti olarak (60 küsur Müslüman Ülkeyi kasdettim) kalakaldık.
Gemi batarken etrafa naralar atarak; ya kahrolsun demeye başladık yada
yetkililer sözbirliği yapmışçasına şiddetle kınar oldular.Kınamak veya
kahr’olsun demekle kurtulacağımızı sandık. Ama nerde hata yaptık diye hiçbir
zaman kendimize sormadık. Hep bize zulüm yapanı sorguladık. Sorgularken hesap
sorma ve çözüm konularında birlik olamadık. Herkes heryere çekti. Doğru dürüs beraber
olmayı bile beceremedik. Neyse eskilerin bir sözü vardır: Çok
söz aptala anlatılırmış.Abdal olan az sözle anlarmış.Kimisi lisan-ı hal
ile,kimisi de lisan-ı kal ile konuşurmuş.Lisan-ı hal te'sir eder.Okumadan,
Okuduğunu anlayıp hayatına tatbik etmeden bu zillet ve zulümden kurtulamayız.
Başkalarından bir şeyler bekleyeceğimize kendimizden başlayarak fedakarlıkla
biribirimize kenetlenerek (tıpkı Bedir savaşı
ve Çanakkale savaşındaki gibi) bu imtihanı başarı ile vermemiz gerekir.
Çocukların günahı nedir?Bu hep söylenir,
dillenir ama yine de günahsız Çocuklar senelerdir bu acılardan beslenir.Nasıl yaşatılır bu acı çocuklara, bir çocuğa nasıl kıyılır Allah aşkına?
Nasıl
elinden alınır dağ gibi babası, annesi, dayısı, kardeşi
Savaş, terör, kavga
nasıl yankı bulur acaba bir çocuğun dünyasında…
Ayrıca
bir çocuğun, Gazze’de ya da Tel-Aviv’de doğmuş olması bu gerçeği değiştirirmi
sizce?
Gözünü
kırpmadan, kadın çocuk demeden öldürenler, nasıl öperler kendi çocuklarını ve
nasıl bakarlar eşlerinin yüzüne, nasıl yemek yerler acaba o evde huzur içinde?Merhamet damarları kesilmiş insanlar, acaba nasıl nasihat ederler
sevdiklerine?Yavrum ‘şu kötüdür’
dedikleri hangi kötü daha kötüdür kendi ettiklerinden.
“Masum insanları
öldürmenin en masum gerekçesi” ne olur ki acaba?
Dağdaki
teröristle, Suriye’nin ya da İsrail’in benzerlikleri şaşırtmaz mı sizi de?
Hep
aynı kaynaktan beslendikleri dikkatinizi çekmez mi hiç?
“Gözyaşı ve kan”
nasıl bir zafer getirir acaba zafer kazanacaklarına inanan o
beyinlere.Bugün sevdikleri ve umutları ellerinden alınmış yaralı çocukların, yarının dünyasına nasıl bileylendiklerini bir düşünsene!!!
beyinlere.Bugün sevdikleri ve umutları ellerinden alınmış yaralı çocukların, yarının dünyasına nasıl bileylendiklerini bir düşünsene!!!
Terör
acımasızdır, terörist acımasızdır hele terörist devlet; acıma hissinden tamamen
kopmuş ve canavarlaşmıştır.
Yarın
kendi çocuklarını da boğacak bu kin, geride dişleri kenetli yüreği yaralı
çocuklar
bırakmaktadır.
bırakmaktadır.
Hangi çocuk hak eder
bu kansızlığı, hangi çocuğun yetim/öksüz bırakılışına
değer, yeryüzünün en değerli kara parçası.
değer, yeryüzünün en değerli kara parçası.
Hiç
dikkatinizi çekmez mi bu çocukların ekranda ya da fotoğrafta, yaşıtlarının
aksine o gözlerindeki dehşet dolu bakışları, içindeki acıdan yüzünde oluşmuş
yorgun ve yaşlı iz pınarları. Yeni Dünya, kinle dolu sevgiden mahrum çocuklar
bırakıyor yarına, dün Bosna’da, Bulgaristan’da, bugün Arakan’da, Humus’ta,
Gazze’de ya da teröre bulanmış ellerden öz vatanımın coğrafyasında…
Evet çocukluğumdan
beri Kahrolsun İsrail çığlıkları her füzede bir kez daha
yankılanıyor ve ne hazindir ki sadece Filistin kahroluyor. Srebrenitca kahroluyor, Erbil kahroluyor, Felluce kahroluyor, Humus kahroluyor ama
Kahrolsun dediklerimizin hiç biri kahrolmuyor…
yankılanıyor ve ne hazindir ki sadece Filistin kahroluyor. Srebrenitca kahroluyor, Erbil kahroluyor, Felluce kahroluyor, Humus kahroluyor ama
Kahrolsun dediklerimizin hiç biri kahrolmuyor…
Demek ki; Kahrolsun
demekle kahrolunmuyor…!!!
Kahrolsun
diyenler senelerdir sadece slogan atıyor, küfrediyor, birlik olmuyor.
Birlik olamadığı için de orada dirlik olmuyor…
Birlik olamadığı için de orada dirlik olmuyor…
Kahrolması
gerekenler ise bu acımasızlık için gece gündüz çalışıyor, üretiyor,
kazanıyor, bilinçleniyor, haksız davalarında birlik olurken aralarına nifak girmiyor. Ekonomisini arttırıyor, teknolojisini arttırıyor, acımasızlığın sistemini güçlendiriyor sonra o güçle beraber de kendine daha güçlü çevreler ediniyor…Böyle olunca da gerçek terörist masum, gerçek masum terörist oluyor.Güç kimde ise o haklı oluyor (Şener Şen’in “Namussuz Namuslu” filmi sanırım hatırınızdadır.)
kazanıyor, bilinçleniyor, haksız davalarında birlik olurken aralarına nifak girmiyor. Ekonomisini arttırıyor, teknolojisini arttırıyor, acımasızlığın sistemini güçlendiriyor sonra o güçle beraber de kendine daha güçlü çevreler ediniyor…Böyle olunca da gerçek terörist masum, gerçek masum terörist oluyor.Güç kimde ise o haklı oluyor (Şener Şen’in “Namussuz Namuslu” filmi sanırım hatırınızdadır.)
Bir
avuç İsrail’in bu yaptığı direk zulüm ve çağdışılık iken, gelişmiş dünya
ülkeleri İsrail haklı diyor.
Oysa ki; İsrail’in
haksızlığını ve ne olduğunu ‘O’nlar öz çocuğunu tanıdığı gibi
tanıyor. Öz çocuğunun uykusu kaçmasın diye üstüne titrerken de, masum çocukları uykularında bile korkutmayı, sakat bırakmayı öldürmeyi hiç mi hiç umursamıyor…
tanıyor. Öz çocuğunun uykusu kaçmasın diye üstüne titrerken de, masum çocukları uykularında bile korkutmayı, sakat bırakmayı öldürmeyi hiç mi hiç umursamıyor…
Ne diyordu Mevlana
;Dünle beraber gitti cancağızım Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler
söylemek lazım…
Ey
Ülkemin çocukları;Çok çalışın ama çok çalışın.Aranıza fitne fesat sokmayın,
birlik olun, teknoloji çağında en başta siz olun.
Ülkenizin değil Dünya’nın size ihtiyacı var bunu aklınızdan hiç çıkarmayın.
Ülkenizin değil Dünya’nın size ihtiyacı var bunu aklınızdan hiç çıkarmayın.
Kurtulursa bu Dünya;
sizin merhamet damarlarınızdan dökülecek güçle
kurtulur.
kurtulur.
Ak
sakallı ataların, Ak pürçekli anaların duası sizlerin üzerine olsun…(Bedirhan
Çökçe)
Sürçü lisan ettiysem,istemeyerek zülfü yare
dokunduysam affola.Bu yazdıklarımı önce Mevlam kendi nefsime tatbik ettire.Bir
başka yazımda görüşmek üzere….
İnsanca ve insanca bir hayat ve dünya için
kalın sevgi, saygı ve baki muhabbetle….
