20 Kasım 2012 Salı

ZULME SESSİZCE HAYKIRMAK!


ZULME SESSİZCE HAYKIRMAK!   
 Dünya kuruldu kurulalı hep Hak ile Batıl (Haklı ve İslam’dan yana olan ile Şer şeytanın askerleri) mücadele içinde bulunmuştur.Bu mücadelede zamanla metod ve usüller değişkenlik göstermiştir. Ama mücadele asla bitmemiştir ve kıyamete değin devam da edecektir. Bu yani Münafıktır. Tıpkı Alemlere Rahmet olarak gönderilen Efendimiz (SAV) zamanındaki ortaya oynayan Münafıklar gibi. Neyse konumuzu dağıtmadan devam edelim.
     Eskiden hiçbir şeye sahip değildik. Zamanla varlık sahibi olduk.Batı’ya açıldık tabiri caizse Batı’lılaştık.İsraf ve zevkü sefa içinde yaşamaya başladık. Kendinden başkasını tanımayan ve başkasından bi’haber olan topluluk haine geldik. Tabiki de bu bizim Medeniyyetimizde olan bir durum olmayıp, Batılılaşma sevdasıyla bu hale geldik.Batı’dan İlim alacağımıza kültür ve yaşam tarzını aldık. Batı bizi kültürüyle uyuşturuken bir taraftanda bizi bağlarımızdan ve güzel hasletlerimizden kopardı.Bizi biz yapan özümüzle sözümüzün bir olmasını bir kenara fırlattık.Batı’nın Batmışlık ve kokuşmuş kültürü ve Medeniyyetiyle Medeni ve Kültürlü olduğumuzu zannettik.Ama yanıldık.Yanıldığımızıda kabullenmeyip hala peşinden gitmekte olduğumuz Batı bize şamar vurdukça daha çok bağrımıza basar olduk.
     Hep akil ! kişiler, bilge ve Profösör kişiler! Bilirkişiler bilir deyip peşlerinden adeta koşarcasına gitmeye devam ettik. Batının içimize ektiği elit tabakayı kendimizden zannedip onlara uymaya ve uyumaya devam ettik. Bu uyuma ve uymanın ilerde başımıza dert olacağını unuttuk. Tabiri caizse Batı’dan gelen merkep’te olsa hep baş tacı yaptık. Bizim Medeniyyetimizi ve tarihimizi elimizin tersi ile iterek Medeni ve çağdaş olduğumuzu zannettik. Bizi idare etme yöntemleri olarakta Batıdan alınan çakma Demokrasi ve Laikliklerle yönetilmeyi hazmettik. Değişim ve dönüşüm serüvenimiz öyle başladı ki; Limandan ayrılalı çok olmuştu. Geri dönmekte artık imkansızdı.Evet Batı gemisine binmiştik. O gemi su alıyordu ve bizde içinde bulunuyorduk. Gemi su alıken hiçbir şey yapmayıp ( Tarihimize geri dönmeyip- Tarihimizi doğru okumayıp) batmayı bekledik. Ne oldu sonra Batı o gemiden bir şekilde sıvıştı ve o gemide İslam ümmeti olarak (60 küsur Müslüman Ülkeyi kasdettim) kalakaldık. Gemi batarken etrafa naralar atarak; ya kahrolsun demeye başladık yada yetkililer sözbirliği yapmışçasına şiddetle kınar oldular.Kınamak veya kahr’olsun demekle kurtulacağımızı sandık. Ama nerde hata yaptık diye hiçbir zaman kendimize sormadık. Hep bize zulüm yapanı sorguladık. Sorgularken hesap sorma ve çözüm konularında birlik olamadık. Herkes heryere çekti. Doğru dürüs beraber olmayı bile beceremedik. Neyse eskilerin bir sözü vardır: Çok söz aptala anlatılırmış.Abdal olan az sözle anlarmış.Kimisi lisan-ı hal ile,kimisi de lisan-ı kal ile konuşurmuş.Lisan-ı hal te'sir eder.Okumadan, Okuduğunu anlayıp hayatına tatbik etmeden bu zillet ve zulümden kurtulamayız. Başkalarından bir şeyler bekleyeceğimize kendimizden başlayarak fedakarlıkla biribirimize kenetlenerek (tıpkı Bedir savaşı  ve Çanakkale savaşındaki gibi) bu imtihanı başarı ile vermemiz gerekir.
     Çocukların günahı nedir?Bu hep söylenir, dillenir ama yine de günahsız Çocuklar senelerdir bu acılardan beslenir.Nasıl yaşatılır bu acı çocuklara, bir çocuğa nasıl kıyılır Allah aşkına?
Nasıl elinden alınır dağ gibi babası, annesi, dayısı, kardeşi
Savaş, terör, kavga nasıl yankı bulur acaba bir çocuğun dünyasında…
Ayrıca bir çocuğun, Gazze’de ya da Tel-Aviv’de doğmuş olması bu gerçeği değiştirirmi sizce?
Gözünü kırpmadan, kadın çocuk demeden öldürenler, nasıl öperler kendi çocuklarını ve nasıl bakarlar eşlerinin yüzüne, nasıl yemek yerler acaba o evde huzur içinde?Merhamet damarları kesilmiş insanlar, acaba nasıl nasihat ederler sevdiklerine?Yavrum ‘şu kötüdür’ dedikleri hangi kötü daha kötüdür kendi ettiklerinden.
“Masum insanları öldürmenin en masum gerekçesi” ne olur ki acaba?
Dağdaki teröristle, Suriye’nin ya da İsrail’in benzerlikleri şaşırtmaz mı sizi de?
Hep aynı kaynaktan beslendikleri dikkatinizi çekmez mi hiç?
“Gözyaşı ve kan” nasıl bir zafer getirir acaba zafer kazanacaklarına inanan o
beyinlere.
Bugün sevdikleri ve umutları ellerinden alınmış yaralı çocukların, yarının dünyasına nasıl bileylendiklerini bir düşünsene!!!
Terör acımasızdır, terörist acımasızdır hele terörist devlet; acıma hissinden tamamen kopmuş ve canavarlaşmıştır.
Yarın kendi çocuklarını da boğacak bu kin, geride dişleri kenetli yüreği yaralı çocuklar
bırakmaktadır.
Hangi çocuk hak eder bu kansızlığı, hangi çocuğun yetim/öksüz bırakılışına
değer, yeryüzünün en değerli kara parçası.
Hiç dikkatinizi çekmez mi bu çocukların ekranda ya da fotoğrafta, yaşıtlarının aksine o gözlerindeki dehşet dolu bakışları, içindeki acıdan yüzünde oluşmuş yorgun ve yaşlı iz pınarları. Yeni Dünya, kinle dolu sevgiden mahrum çocuklar bırakıyor yarına, dün Bosna’da, Bulgaristan’da, bugün Arakan’da, Humus’ta, Gazze’de ya da teröre bulanmış ellerden öz vatanımın coğrafyasında…
Evet çocukluğumdan beri Kahrolsun İsrail çığlıkları her füzede bir kez daha
yankılanıyor ve ne hazindir ki sadece Filistin kahroluyor.
Srebrenitca kahroluyor, Erbil kahroluyor, Felluce kahroluyor, Humus kahroluyor ama
Kahrolsun dediklerimizin hiç biri kahrolmuyor…
Demek ki; Kahrolsun demekle kahrolunmuyor…!!!
Kahrolsun diyenler senelerdir sadece slogan atıyor, küfrediyor, birlik olmuyor.
Birlik olamadığı için de orada dirlik olmuyor…
Kahrolması gerekenler ise bu acımasızlık için gece gündüz çalışıyor, üretiyor,
kazanıyor, bilinçleniyor, haksız davalarında birlik olurken aralarına nifak girmiyor. Ekonomisini arttırıyor, teknolojisini arttırıyor, acımasızlığın sistemini güçlendiriyor sonra o güçle beraber de kendine daha güçlü çevreler ediniyor…Böyle olunca da gerçek terörist masum, gerçek masum terörist oluyor.Güç kimde ise o haklı oluyor (Şener Şen’in “Namussuz Namuslu” filmi sanırım hatırınızdadır.)
Bir avuç İsrail’in bu yaptığı direk zulüm ve çağdışılık iken, gelişmiş dünya ülkeleri İsrail haklı diyor.
Oysa ki; İsrail’in haksızlığını ve ne olduğunu ‘O’nlar öz çocuğunu tanıdığı gibi
tanıyor.
Öz çocuğunun uykusu kaçmasın diye üstüne titrerken de, masum çocukları uykularında bile korkutmayı, sakat bırakmayı öldürmeyi hiç mi hiç umursamıyor…
Ne diyordu Mevlana ;Dünle beraber gitti cancağızım Ne kadar söz varsa düne ait, Şimdi yeni şeyler söylemek lazım…
Ey Ülkemin çocukları;Çok çalışın ama çok çalışın.Aranıza fitne fesat sokmayın, birlik olun, teknoloji çağında en başta siz olun.
Ülkenizin değil Dünya’nın size ihtiyacı var bunu aklınızdan hiç çıkarmayın.
Kurtulursa bu Dünya; sizin merhamet damarlarınızdan dökülecek güçle
kurtulur.
Ak sakallı ataların, Ak pürçekli anaların duası sizlerin üzerine olsun…(Bedirhan Çökçe)
   Sürçü lisan ettiysem,istemeyerek zülfü yare dokunduysam affola.Bu yazdıklarımı önce Mevlam kendi nefsime tatbik ettire.Bir başka yazımda görüşmek üzere….
    İnsanca ve insanca bir hayat ve dünya için kalın sevgi, saygı ve baki muhabbetle….

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder