|
Seni sen olduğun için
değil, seninle birlikte olduğumda ben olduğum için seviyorum.
|
|
Hiç
kimse gözyaşlarını hak etmez, onlara layık olan kişi ise seni ağlatmaz.
|
|
Sen
istediğinde sana aşık olmaması, sana aşık olmadığı anlamına gelmez.
|
|
Gerçek
arkadaş, elini tutan, kalbine dokunandır.
|
|
Birisine
yabancılaşmanın en kotu biçimi yanında oturuyor olup ona hiçbir zaman ulaşamayacağını
bilmektir.
|
|
Hiç
bir zaman gülümsemekten vazgeçme, üzgün olduğunda bile! Gülümsemene kimin,
|
|
ne
zaman aşık olacağını bilemezsin..
|
|
Tüm
dünya için sadece bir kişi olabilirsin fakat bazıları için sen bir dünyasın.
|
|
Zamanı
onu seninle birlikte geçirmeye hazır olmayan biriyle geçirme.
|
|
Belki
de Allah uygun kişiyi tanımandan önce yanlış kişilerle tanışmanı, onu tanıdığında
minnettar olman için istedi.
|
|
"Bitti" diye üzülme, "yaşandı"
diye sevin.
|
|
Her
zaman seni üzecek birileri olacaktır, yapman gereken insanlara güvenmeye
devam etmek, kime iki defa güveneceğin daha fazla dikkat etmektir.
|
|
Birini
daha iyi tanımadan ve bu kişinin senin kim olduğunu bilmesinden önce kendini
daha iyi bir kişiye dönüştür ve kim olduğunu bilerek kendine güven.
|
|
Kendini
çok zorlama, en güzel şeyler onları en az beklediğinde olur.
|
|
"Yaşanan
hiçbir şey sebepsiz yere yaratılmamıştır."
|
Çivisi Kaçlıktı Bu
Dünyanın? “Dünya iyice çekilmez oldu” “Çivisi çıktı bu dünyanın” “Yaşanmaz oldu
bu dünyada” “İğrenç bu dünya” “Nefret ediyorum bu dünyadan” Ne kadar çok söz
sıralarız böyle değil mi? İçimizin nefretini kustuğumuz, ne çok söz… Peki bu
kadar kötü, bu kadar iğrenç mi bu dünya… ? Bakalım; Deniz yerli yerinde,
okyanus yerli yerinde eğer
dokunmazsan balık yerli yerinde, mercan yerli yerinde,
yetmedi dal git derinliklere renkler yerli yerinde, sanat yerli
yerinde, uyum yerli yerinde… Çık denizden bak ormana şimdi; Ve çirkin olan bir şey göster bana Buraya bu çam ağacı olmamış de mesela, şu gürgen şurda
olmalıydı de… Yeşilin bin bir tonunun birbirine karıştığı o ahengi bozan
tek bir ağaç göster ya da. Bin bir çeşit hayvanın yaşadığı ortamda bir kötü koku bul ya
da ormanın kendi uğultusu içinde, çirkin bir ses duyur bana. Hepsi ahenk içinde, burnuna gelen kokusu, kulağına gelen
sesi, seni içine çeken havası ve renklerin harmonisi ile, şu
şuraya olmamış de, bir şey bul bana… Hadi gidelim vahşi dediğimiz doğaya. Bu hayvan burada yaşamamalıydı de, kaplan bu sıcakta
buraya olmamış, bu çakalların ne işi olur, bu gergedan
şurada yaşamalıydı de… Tüketilen bir avdan, geride bir şey göster hadi; Ortada kalsın ve kokmuş olsun “leş gibi” mesela… Göze çarpan o vahşi güzellikte bir şey bul bana… Çöle inelim istersen; Bu ağaç bu sıcakta nasıl olur de, bu kum fırtınasında bu
hayvan nasıl yol alır, günlerce aç susuz nasıl kalır de… Bu fırtına buraya olmamış, şu tepe buraya değil, şuraya
yapılmalıydı de… Hiç uzatmayalım kaldır kafanı gökyüzüne hangi kuş
gereksiz onu söyle, ya da çirkin, ya da kötü ya da pis. Her gece yüzlercesi tepemizde sabaha kadar uçuyor ve bizi
uyutmuyor de… Anladın değil mi? Deniz yerli yerinde, dağlar yerli yerinde, çöller yerli yerinde,
kuş böcek, kaplan kuzu hepsi ahenk içinde… Çirkin olan ne peki şimdi? İğrenç olan ne? Çivisi çıkan kim, kötü olan ne? Şu kadarını bil ey insanoğlu insan; Senin elinin değmediği her yer ve her şey yerli yerinde… Çöle çöp atan hayvan yok, Orman da kornaya basarak gürültü eden hayvan yok Kutuplarda, “derisi bozulmadan alınmalı bunun derisi iyi
para” diye “canice” kafasına vura vura öldüren hayvan
yok. Bu boğa kırmızıya deli olur, söyleyin kırmızı kuşlar bunu deli
etsin, üstüne ağaçkakanlar da bu boğayı tepeden delik
deşik etsin biz de köşede keyifle seyredelim diyen havyan
yok. Dağın başında zayıfı ezen, diğerinin yuvasını bozan, gözüne
kestirdiğine tecavüz eden ayı yok. Anne kuşları öldürerek, geride yuvaların da yavrularını ağzı
açık bağırttıran leş kuşları yok. Denizlerde; “buranın manzarası güzel, buraya çörekleneyim
ben” diyen köpek balıkları yok… Daha uzatmama gerek var mı? İnsan eli değmedik yerlerde bir sorun var mı? Şimdi söyle bakalım… Aldatan, çalan, öldüren, yıkan, kıran, vuran, bağıran, hak
yiyen, hukuk tanımayan, kitaba uymayanı kitabına uyduran
sen… Kötü olan, çivisi çıkan, iğrenç olan dünya öyle mi? Peki türküsüne yandığım “yalan dünya” fani de,
Sen misin baki?…(Bedirhan GÖKÇE)
dokunmazsan balık yerli yerinde, mercan yerli yerinde,
yetmedi dal git derinliklere renkler yerli yerinde, sanat yerli
yerinde, uyum yerli yerinde… Çık denizden bak ormana şimdi; Ve çirkin olan bir şey göster bana Buraya bu çam ağacı olmamış de mesela, şu gürgen şurda
olmalıydı de… Yeşilin bin bir tonunun birbirine karıştığı o ahengi bozan
tek bir ağaç göster ya da. Bin bir çeşit hayvanın yaşadığı ortamda bir kötü koku bul ya
da ormanın kendi uğultusu içinde, çirkin bir ses duyur bana. Hepsi ahenk içinde, burnuna gelen kokusu, kulağına gelen
sesi, seni içine çeken havası ve renklerin harmonisi ile, şu
şuraya olmamış de, bir şey bul bana… Hadi gidelim vahşi dediğimiz doğaya. Bu hayvan burada yaşamamalıydı de, kaplan bu sıcakta
buraya olmamış, bu çakalların ne işi olur, bu gergedan
şurada yaşamalıydı de… Tüketilen bir avdan, geride bir şey göster hadi; Ortada kalsın ve kokmuş olsun “leş gibi” mesela… Göze çarpan o vahşi güzellikte bir şey bul bana… Çöle inelim istersen; Bu ağaç bu sıcakta nasıl olur de, bu kum fırtınasında bu
hayvan nasıl yol alır, günlerce aç susuz nasıl kalır de… Bu fırtına buraya olmamış, şu tepe buraya değil, şuraya
yapılmalıydı de… Hiç uzatmayalım kaldır kafanı gökyüzüne hangi kuş
gereksiz onu söyle, ya da çirkin, ya da kötü ya da pis. Her gece yüzlercesi tepemizde sabaha kadar uçuyor ve bizi
uyutmuyor de… Anladın değil mi? Deniz yerli yerinde, dağlar yerli yerinde, çöller yerli yerinde,
kuş böcek, kaplan kuzu hepsi ahenk içinde… Çirkin olan ne peki şimdi? İğrenç olan ne? Çivisi çıkan kim, kötü olan ne? Şu kadarını bil ey insanoğlu insan; Senin elinin değmediği her yer ve her şey yerli yerinde… Çöle çöp atan hayvan yok, Orman da kornaya basarak gürültü eden hayvan yok Kutuplarda, “derisi bozulmadan alınmalı bunun derisi iyi
para” diye “canice” kafasına vura vura öldüren hayvan
yok. Bu boğa kırmızıya deli olur, söyleyin kırmızı kuşlar bunu deli
etsin, üstüne ağaçkakanlar da bu boğayı tepeden delik
deşik etsin biz de köşede keyifle seyredelim diyen havyan
yok. Dağın başında zayıfı ezen, diğerinin yuvasını bozan, gözüne
kestirdiğine tecavüz eden ayı yok. Anne kuşları öldürerek, geride yuvaların da yavrularını ağzı
açık bağırttıran leş kuşları yok. Denizlerde; “buranın manzarası güzel, buraya çörekleneyim
ben” diyen köpek balıkları yok… Daha uzatmama gerek var mı? İnsan eli değmedik yerlerde bir sorun var mı? Şimdi söyle bakalım… Aldatan, çalan, öldüren, yıkan, kıran, vuran, bağıran, hak
yiyen, hukuk tanımayan, kitaba uymayanı kitabına uyduran
sen… Kötü olan, çivisi çıkan, iğrenç olan dünya öyle mi? Peki türküsüne yandığım “yalan dünya” fani de,
Sen misin baki?…(Bedirhan GÖKÇE)
Selam ve
saygılarımla…..

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder