Sözlerime Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla başlarım.
HÜZÜN ve HAZAN
MEVSİMİ (EYLÜL)
Gizli kalmış herhangi bir şeyin kimliğini
ortaya çıkarabilmek için o varlığın geride bıraktığı izler gözününe alınır ve o
belirtilerle olumlu sonuçlara doğru gitmeye çalışırlar. Öyle olmasa bile en
azında ben bu kanıdayım.
Her varlık bir iz, bir gölge veya bir
belirti bırakmak durumundadır. Bunu hisler, duygular, düşünceler kısa deyimiyle manevi faaliyetler üzerinde ele
alacak olursak bir latifenin izdüşümünün belki gülmek, haz veren bir başarının
izdüşümünün ise sevinmek, coşmak hatta ve hatta sevinçten haykırmak olduğunu
görebiliriz. Bunun doğrultusunda hüznün gerçek acıların izdüşümü olduğunu
rahatlıkla söyleyebiliriz.
Hüzün demekle mutlak surette başını taşlara
vurmak, kendini yollara düşürmek, kendini paralamak diye birşeyler söylemek istemiyorum.Hüzünlü kişi başını pencereye koyup çevrenin mahzun
çizgilerini ağlamaklı gözle seyredebilir ya da üzüntüsünü dile getirmek için bir
şiir yazabilir.
Zıplaya oynaya efkar dağıtan, rakseden bir
cefakar görülmemiştir herhalde. O kişi mutlaka acılarını ifade eden bir
gösterge içinde olacaktır. Başından geçirdiği acı olay bir sinema şeridi gibi gözünün önünde
canlanırken, hüznün verdiği acı tat içerisinde kahroluyordur. O anda kişinin
hüzünlü anları yaşadığını gayet açık bir şekilde söyleyebiliriz.
Her ne şekilde olursa olsun hüzün:
nihayette acıların, elem ve cefaların
dışarıya aksettiği bir haleti ruhiyedir.
Sözlerimi Üstadlardan Nurullah Genç’in hüzünle ilgili dizeleriyle son
veriyorum.’’Ne yaparsam yapayım, sonunda içimle başbaşa kalıyorum ve bir derin
hüzün gelip kaplıyor içimi. benim yurdum içimde galiba.’’
Selam,saygı,sevgi
ve hüzünle kalın sağlıcakla…
Ahmed
Zahid ÇARDAK 03/09/2012 Pazartesi

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder