3 Eylül 2012 Pazartesi

HÜZÜN ve HAZAN MEVSİMİ (EYLÜL)



Sözlerime Rahman ve Rahim olan ALLAH’ın adıyla başlarım.
HÜZÜN ve HAZAN MEVSİMİ  (EYLÜL)
    Gizli kalmış herhangi bir şeyin kimliğini ortaya çıkarabilmek için o varlığın geride bıraktığı izler gözününe alınır ve o belirtilerle olumlu sonuçlara doğru gitmeye çalışırlar. Öyle olmasa bile en azında ben bu kanıdayım.
    Her varlık bir iz, bir gölge veya bir belirti bırakmak durumundadır. Bunu hisler, duygular, düşünceler kısa  deyimiyle manevi faaliyetler üzerinde ele alacak olursak bir latifenin izdüşümünün belki gülmek, haz veren bir başarının izdüşümünün ise sevinmek, coşmak hatta ve hatta sevinçten haykırmak olduğunu görebiliriz. Bunun doğrultusunda hüznün gerçek acıların izdüşümü olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz.
    Hüzün demekle mutlak surette başını taşlara vurmak, kendini yollara düşürmek, kendini paralamak diye birşeyler  söylemek istemiyorum.Hüzünlü kişi  başını pencereye koyup çevrenin mahzun çizgilerini ağlamaklı gözle seyredebilir ya da üzüntüsünü dile getirmek için bir şiir yazabilir.
    Zıplaya oynaya efkar dağıtan, rakseden bir cefakar görülmemiştir herhalde. O kişi mutlaka acılarını ifade eden bir gösterge içinde olacaktır. Başından geçirdiği acı  olay bir sinema şeridi gibi gözünün önünde canlanırken, hüznün verdiği acı tat içerisinde kahroluyordur. O anda kişinin hüzünlü anları yaşadığını gayet açık bir şekilde söyleyebiliriz.
    Her ne şekilde olursa olsun hüzün: nihayette acıların, elem ve  cefaların dışarıya aksettiği bir haleti ruhiyedir.
    Sözlerimi Üstadlardan Nurullah Genç’in hüzünle ilgili dizeleriyle son veriyorum.’’Ne yaparsam yapayım, sonunda içimle başbaşa kalıyorum ve bir derin hüzün gelip kaplıyor içimi. benim yurdum içimde galiba.’’

    Selam,saygı,sevgi ve hüzünle kalın sağlıcakla…
                                                                                                              Ahmed Zahid ÇARDAK  03/09/2012 Pazartesi

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder